Kemal Kılıçdaroğlu, "Arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum" sözleriyle Özel ve ekibini açıkça "içimizdeki FETÖ" ve "dış odak işbirlikçisi" olarak damgaladı.
Özel cephesi ise siyasetçisiyle, gazetecisiyle günlerdir "Asıl FETÖ'cünün Kılıçdaroğlu" olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Ne diyeyim... Yıllardır, bugünlerde CHP'deki tüm grupların doğruluğunu kanıtlamak için çırpındığı iddiaları yazdım.
CHP Genel Başkanı'nın değişmesine yol açan Baykal kaset skandalının okyanus ötesi bir operasyon olduğunu savundum.
Tüm partilerde FETÖ unsurlarına dair bir yüzleşme, ayrışma süreci yaşanırken ana muhalefette bir arınmanın başlamamasını, dahası CHP'nin, partilerinden kopan şaibeli tipler için çekim merkezi olmasını eleştirdim.
Ne var ki bunları söyleyenleri "muhalefete muhalefet etmekle", "CHP'yi yıpratmakla" eleştirenler de yine kendileriydi.
Hadi, yazdıklarıma, CHP'li olmadığım için inanmak istemediler diyelim. Peki, ya Birgül Ayman Güler'in 2014 yılında üstelik CHP milletvekiliyken yaptığı şu uyarıya ne buyurulur:
"Her ne kadar parti yönetimimiz inkâr etse de 30 Mart seçimlerinde bir ittifak yaptı, cemaatle ittifak yaptı. İl ve ilçelerde cemaatin çeşitli unsurlarının Cumhuriyet Halk Partisi'yle yürüdüğünü hepimiz gördük."
Ne var ki, deniz asalağına benzettiği Cemaat'in CHP'ye yapıştığını anlatan Güler'in cesur çıkışına kulaklarını tıkadılar. Dahası doğruyu söylediği için kendisini

9