11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kuleler'e düzenlenen saldırının 25. yıl dönümü.
Binlerce insanın hayatını kaybettiği olayla ilgili beylik laflar tekrar edilse de gerçekte ne olup bittiğini hâlâ bilmiyoruz.
Ortada duran çelişkiler ve cevapsız sorular, komplo teorisi diye mahkûm ediliyor. Baskı o kadar güçlü ki ABD Başkanı Trump bile seçim öncesinde 11 Eylül'ün üzerindeki sır perdesinin aralanacağına dair verdiği vaadi sessiz sedasız unutturdu.
Kesin olarak bildiğimiz, ABD'nin yeni bir safhaya geçmesiyle küresel kaos çağına girdiğimiz.
2001'de çıkan 'Askeri Güç' Kullanma Yetkisi'yle küresel bir savaşa soyunan ABD, yıkılan Sovyetler'in ardından yeni umacısını bulmuştu:
"İSLAMİ TERÖR"
Afganistan'ın işgali, Irak Savaşı, Pakistan'dan Yemen'e operasyonlar derken milyonlarca sivil öldürüldü. Sonrasındaki Libya operasyonu ile DAEŞ bahanesiyle Irak'ın ve Suriye'nin dümdüz edilmesi bu zincirin halkalarıydı.
Yıkım, açık savaşlarla ve sosyal politikalara ayrılması beklenen kaynakların silah endüstrisine aktarılmasıyla sınırlı kalmadı. Tüm dünya güvenlik paranoyasıyla yeniden dizayn edildi; insanlığın ortak birikimi olan hak ve özgürlükler rafa kaldırıldı.
Ben 11 Eylül'ün ABD içinde bir darbe olduğunu düşünüyorum.
O günlerde İsrail'in "eski başbakanı" olan Benjamin Netanyahu'nun saldırı sonrası New York Times'a verdiği röportajda söyledikleri de gücün kimin eline geçtiğine dair ciddi ipuçları veriyor.
Netanyahu, saldırının ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler için ne anlama geldiği sorusuna "Çok iyi" yanıtını veriyor. Sonra kendini düzeltiyor: "Eh, çok iyi değil, ama hemen sempati yaratacak." Ardından ekliyor: "Saldırı, iki halkımız arasındaki bağı güçlendirecek."
Gerçekten de dediği gibi oldu...
ABD'deki devlet aygıtı, o günden sonra İsrail için İngiltere ve Fransa'dan daha yakın bir müttefike dönüştü.
Oslo'yu canlandıran ve Camp David Zirvesi'nde İsrail'in Batı Şeria'nın büyük bölümünü, Gazze'nin tamamını ve Doğu Kudüs'ün bazı mahallelerini Filistin devletine bırakmayı, Tapınak Tepesi

5