AB ile kaldığımız yerden devam edemeyiz - MELİH ALTINOK

Münih Güvenlik Konferansı 2026'nın teması "Yıkım Altında"ydı. Abartı değilmiş. Salonun havası, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan transatlantik düzenin artık taşınamadığını gösteriyordu. ABD Dışişleri Bakanı Mark Rubio, "ABD her zaman Avrupa'nın çocuğudur" dese de Almanya Başbakanı Merz'in mesajı netti: Eski düzen fiilen bitti!
Gerçek bu. Trump'ın "yıkım topu" diye anılan siyaset tarzı, Avrupa'nın 80 yıllık güvenlik konforunu dağıttı. Artık mesele şu: ABD'ye yaslanarak mı devam edilecek yoksa Avrupa kendi güvenliğini gerçekten üstlenecek mi
"Avrupa Birleşik Devletleri" yarın sabah kurulmayacak, kimse romantik hayaller kurmuyor. Ama sahada olan biten başka bir şeyi söylüyor: Savunma fonları büyüyor, ortak tedarik konuşuluyor, yapay zekâdan uzaya kadar kritik alanlarda koordinasyon artıyor. "Daha Avrupalı bir NATO" fikri bile başlı başına bir zihniyet değişimi. Yani kâğıt üzerinde değilse de fiiliyatta entegrasyon derinleşiyor.
Tam da burada Türkiye meselesi devreye giriyor.
Avrupa, Rusya tehdidinden söz ediyor ama Karadeniz'i Türkiye'siz konuşamaz. Enerji güvenliği diyor ama güney koridorunu Ankara'sız planlayamaz. Göç yönetimi, Ukrayna desteği, savunma sanayii... Liste uzuyor. Türkiye artık "aday ülke" dosyasında bekleyen bir başlık değil; Avrupa güvenliğinin pratik bir bileşeni.
Münih'te Türkiye'nin E3+ formatında anılması, Merz'in Hindistan ve Brezilya'yla birlikte Ankara'yı da stratejik ortaklık denklemine koyması, Starmer'ın genişletilmiş Avrupa güvenliğinde Türkiye vurgusu tesadüf değil. Bu, diplomatik nezaket değil; jeopolitik zorunluluk.
O hâlde şu soruyu dürüstçe soralım: Türkiye, kendisine mecbur kalındığı bir tabloda hâlâ