Kırılan nesil onarılabilir

Son zamanlarda çocukların ve gençlerin hali, herkesi düşündürüyor ve endişelendiriyor. Ailede sağlam bir din eğitimi alamayan çocuklar, okula gittiklerinde de yine kaliteli bir dinî eğitim almadan büyüyüp gidiyorlar.

Sonradan din eğitiminin kazanılması ise çok zorlaşıyor. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi "Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir iman dersi almazsa, âdeta gayr-ı müslim birisinin İslâmiyet'i kabul etmek derecesinde yabanî düşer." Şu an birçok ailenin, eğitimcilerin yaşadığı da budur. İstisnalar hariç, dinine çok uzak kalmış, âdeta yabancılaşmış, zor bir nesille karşı karşıyayız. Eğitimcilerin, psikologların, asayişin aciz kaldığı, çareler aradığı günler yaşıyoruz.

En temel kırılmalardan biri de, çağın verdiği, bilgi, oyun, eğlence gibi yoğun dijital akışın içinde "ahiret" konusunun yer almayışıdır. ocuklara her türlü imkân sağlanıyor, ama bu hayatın içinde Allah'ın bizi her an gördüğü, yaptıklarımızdan mesul olduğumuz, hesap vereceğimiz, yani bir "hesap günü"nün olduğu, onların aklına ve mantığına uygun, delil ve ispatlarla anlatılamıyor.

Bu çağın çocuğu, hayatı bu dünyadan ibaret görüyor. Hâlbuki insanı gerçek manada ayakta tutan, sadece dünyaya ait bilgiler değil, ahirete iman ve mesuliyet şuurudur. Bu şuur kaybolduğunda, ahlâk da köksüz kalmakta, davranışlar ise denetimsiz bir hâl almaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri, toplum hayatının selâmeti için iman temelli esaslara dikkat çekerek şöyle ikaz eder: "Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acip zamanda anarşistlikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zarurîdir: Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir." 1

Bu esasların hayata geçebilmesi ise ancak sağlam bir iman terbiyesiyle mümkündür. Zira "haramdan çekinmek," "emniyetli olmak" ya da "itaat etmek" gibi kavramlar, ancak insanın kendisini her an gören bir Rabbin huzurunda olduğunu bilmesiyle gerçek bir anlam kazanır. ocukta bunlar yerleşmediği zaman, ilerleyen yıllarda büyük boşluklara sebep olmakta, bu boşluk ise hem ferdî, hem de içtimaî krizleri beraberinde getirmektedir. İşte bugün yaşanan ahlâkî çözülmelerin arka planında da bu iman zafiyetinin bulunduğu açıkça görülmektedir.

Musibetler saadeti netice verir

"Zor zamanlardayız" diye büsbütün ümitsizliğe düşemeyiz. Düştüğümüz yerden kalkabiliriz. Kırıldığımız yerden onarılabiliriz. ünkü Risale-i Nurlar zaten tahribata karşı yazılmış, tamir, inşa, tedavi ve çareler kitabıdır. Aynı zamanda insanı en kâmil dereceye çıkaran bir ahlâk kitabıdır. Öyle ki, kaderin bir cilvesi olarak Allah, Bediüzzaman Hazretlerini, en azılı katillerin, kabadayıların bulunduğu hapishaneye gönderdiğinde, gözünü kırpmadan acımasızca cinayet işleyenler ondan aldıkları iman dersi ile bir böceği öldüremeyecek kadar yüksek bir merhamet derecesine ulaşmışlardır. Bu misal, iman hakikatlerinin insan ruhunda nasıl bir inkılâp meydana getirdiğinin ve bir insan ne kadar günahkâr olursa olsun, değişip düzelebileceğinin, ıslâh olabileceğinin, hidayete erişebileceğinin en gerçekçi numunesidir.