Her sabah yeni bir güne uyanırken, akşamı göreceğimizin garantisi varmış gibi rahatlıkla yaşıyoruz. Yarın yapacaklarımızı planlıyor, hatta gelecek ayı, gelecek yılı düşünüyoruz.
Elimizde olanları düşünmek yerine olmayanları düşünüp, hesaplar yapıyoruz. Fakat hiç düşünmek istemediğimiz bir hakikat var. Ya bugün çağrılırsak, ahirete gidiş vakti gelse ne yaparız
Bu soruyu önce kendi nefsime soruyorum. Ey nefsim! Telefonun çaldığında hemen bakıyorsun. İş yerinden gelen mesajları kaçırmıyorsun. Bir misafir geleceğinde günler öncesinden hazırlık yapıyorsun. Peki, ya ecelin daveti gelirse Hiç vakti bildirilmeyen, ertelenmeyen o çağrıya hazır mısın
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, "Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun" diye seslenirken, aslında gaflet uykusundaki nefsimizi uyandırıyor. ünkü ölüm, yokluk değil; ebedî hayata açılan bir kapıdır. Kabir, iman ehli için karanlık bir kuyu değil, rahmet âlemine açılan bir geçittir. Asıl mesele de, ne zaman öleceğimiz değil de nasıl bir hâl üzere Rabbimizin huzuruna çıkacağımızdır. Dilimizde istiğfar mı olacak, yoksa pişmanlık mı Kalbimiz imanla mı dolacak, yoksa dünya meşguliyetlerinin ağırlığıyla mı Hizmetlerle meşgulken mi gideceğiz Yoksa fânî dünyanın boş işleriyle oyalanırken mi
Ey nefsim! Gün içinde dünya işleri için ne kadar vakit ayırıyorsun Peki, ahiretin için ne kadar hazırlık yapıyorsun Telefonunun şarjı azaldığında hemen priz arıyorsun. Peki ya ruhunu beslemek için Kur'ân'a, duaya ve tefekküre ne kadar zaman ayırıyorsun

31