Tarkan, Cem Yılmaz

Tarkan - Cem Yılmaz dansı çok konuşuldu. Cem Yılmaz bir süredir mizah yoluyla kadınları aşağılamak suçundan linç yiyor. Eleştirenler kendilerince haklı, eleştirileri yerinde bulmayanların da kendilerine göre nedenleri var. Ama neticede mizah bu yani, kaba saba da olsa, hoşumuza gitmeyen lafları da içerse güler geçersin, ya da gülmezsin, en fazla yakışmadı der geçersin. Ama linç nedir Oturduğun yerden başparmağı aşağı çevir, zevkle sapla mızrağı gitsin. Olmaz yani. Birini silmek bu kadar kolay (ve zevkli) olmamalı.

Cem Yılmaz Leman Kafe'de sahneye çıkmaya başladığında başka bir dünya vardı, şimdi başka bir dünya var. Yeni dünya, eski dünyanın mizahını kolay kolay kabul etmez. Yeni dünya, doğrucu, ciddi, ahlakçı, sağlıkçı... Eski dünyanın kavramakta isteksiz olduğu işler. Her neyse, Tarkan galiba her şeye rağmen kendi kuşağına sahip çıktı Cem Yılmaz'ı sahneye alarak. Eğrisiyle doğrusuyla biz buyuz demek, mirası sahiplenmek gibi bir şey. Her şey bir yana iki büyük stardan söz ediyoruz. Star olmak kolay değil. Starların olmadığı bir dünyada starlığı anlamak da zor.

Tarkan'ın müzisyenleri

Pek çok insan Tarkan'ın playback yapıp yapmadığını sorgulamış. Tarkan playback yapmadığı gibi, sahnede ona eşlik eden grubunu da en iyi enstürmancılar arasında seçer. Bu ekibin neredeyse tamamı, ilginçtir, rock'çılardan oluşur. Ben bazılarını Kemancı'da, Hayal Kahvesi'nde, Mojo'da izledim 1990'larda ve 2000'lerin başlarında.

Davulcu Volkan Öktem, Deep grubunun davulcusuydu. Pazartesi ya da salı akşamları Kemancı üst katta çalarlardı. Basçı Alp Ersönmez'i ilk Büyükparmakkapı'daki Hayal Kahvesi'nde Kangroove ile izlemiştim. Bora Uzer, Can Çankaya ve Mert Önal'lı harika bir kadroydu. Can Şengün sayılı rock gitaristlerindendir. Sanırım Şara diye grubu vardı. Hakan Caneroğlu'yla (aynı zamanda Deep'in solistiydi) çalarlardı. Can'ı Şebnem Ferah'la da çok izledik. Matthew Erdem, ABD'li / Ankaralı, rock kökenli, birçok rock grubuyla çalmış biri. "1990'ların sonlarında stüdyoya yoğunlaştı, masabaşına geçti. Pek çok işe imza attı. Şu an Tarkan'la çalışıyor. Klavyede Serhat Ersöz var sonra. Serhat'ı ilk Jazz Stop'ta (Beyoğlu'nda Mojo'dan önce aynı mekânda Moğollar davulcusu Engin Yörükoğlu'nun açtığı canlı müzik kulübü) muhtelif gruplarla çalarken görmüştüm. Sonra Engin Abi onu Moğollar'a klavyeci olarak önerdi ve böylece uzun süren Moğollar macerası başladı Serhat'ın. Prodüktör Ozan Çolakoğlu'nu herkes tanır. Kadıköylü eski bir rockçı ve davulcudur. Berklee'de okuyup Türkiye'ye gelmiş aranjörlüğe başladıktan sonra Türkçe popun tarihini yazmıştır. Tarkan'ın starlığının ilk zamanlarından başlayarak uzun yıllar rock gitaristi Gür Akad'la çalıştığını da hatırlayalım. 1990'ların Beyoğlu'sunda geçen kitabım "Leopar Selim'in Son Günü"nde baş karakterim Selim'i ve rock yıldızı Barış'ı yazarken onlar gibi müzisyenlerden ve karakterlerden esinlendim. Türkiye'nin en büyük pop yıldızının müziğini, yolu bir dönem Beyoğlu'ndan geçmiş rock'çılara emanet etmiş olması kaderin bir cilvesi herhalde. Doğru karar olduğu kesin.