Camden'a doğru yürüyorum. Belsize Park'tan Camden'a doğru yokuşu inerken (ana caddeden değil ama, mahallenin içlerinden) sağınızda bir park belirir. Primrose Hill. Mahalleye de adını veren parktır. Girişinde Engels'in yaşadığı ev vardır. Karl Marx aynı dönemde Victoria Londra'sının en sefil ama capcanlı yerlerinden Soho'da yaşarken Engels, Primrose Hill'de, görece sakin bir işçi mahallesinde yaşamayı tercih etmiş.
Ne zaman buradan geçsem bu eski işçi mahallesinin bugününe inanamam. Şehrin en "posh" yerlerinden biri bugün Primrose Hill. Hollywood yıldızları ve kendini hiç belli etmeyen gizli Londra zenginlerinin yaşadığı bir yer. Etrafta dolanan her biri özene bezene kombinlenmiş spor kıyafetleriyle yağmurda karda bile ödün vermedikleri crop top'larıyla jogging yapan bakımlı ve atletik kadınlar ve vücutlarında gram yağ bulunmayan adamlar, butik kafelerden flat white'larını almış bembeyaz dişlerini göstererek gülümseyen mutlu ve sağlıklı tipler, şık restoranların önünde yüzlerini güneşe verip ızgara balıklarını zarif çatal bıçak hareketleriyle yiyen ve öğlen de olsa masalarından şarabı eksik etmeyen gamsız beyaz yakalılar, taytları ve spor ayakkabılarıyla cool bir aksesuar gibi kombinledikleri bebek arabalarıyla genç anneler... Ve tabii turistler ve belki ünlü birilerini görürüz diye akın eden meraklılar.
Hepsinin ortak özelliği, kulaklık ve termos arkadaşlar. Evet kuşaklık ve termos. Hepsinde birer tane var. Termos dediğim, su şişeleri. Onlar 2010'lardan itibaren hızla prestij nesnesi hâlini alan kulaklıkların ardından yeni prestij nesnesi trend dalgasını temsil ediyor. Beatz vardı eskiden hatırlayın. Aman ne moda olmuştu Beatz kulaklıklar... Sonra 2014'te Apple başa çıkamayınca satın aldı. Yıllar içince yavaş yavaş geri çekti, bitirdi markayı. Onun yerine kendi Apple Air Pod'larını ve Air Pod Max'ını piyasaya sürdü ve bugünün prestij nesnesi kulaklığı haline getirdi bu ürünleri. Şimdi bu bahsettiğim manzarada herkeste bunlardan bir tane var.
Bir diğer olmazsa olmaz aksesuar su şişeleri. Ya da termoslar. Biliyorum ta Seinfeld'de bile var su şişesi muhabbeti, kökeni o yıllara yani 90'lara dayanır ama şu an 10 milyar dolarlık global bir ekonomi bu iş artık. Owala duydunuz mu mesela. Daha üç dört yıllık bir marka ama Londra'da herkesin elinde bir tane var. Stanley, eskiden beri kültürel bir unsur neredeyse. Stanley'si olmayan insana yarım insan gözüyle bakılıyor. Air Up var. Çocukların tercihi. Karpuzlu, çilekli kokular veriyor suya. Ağzı açık sürahiyi dolaba koyarsın da hani, içerideki bütün meyvenin sebzenin tadı siner suya, annen fırça atar sonunda. İşte öyle bir tat için para ödeniyor. Hydro Flask var mesela en çok satan marka. Halk işi, hem de hesaplı. Pahalı tencereler üreten LeCreuset de topa girmiş, lüks segmentinde. Ama tabii lüks denince onun ucu bucağı yok. Dior su şişesi var. Versace su şişesi var. Servet ödüyorsun.

40