Dünya yıkılırken yaptıklarımız (*)

Mehmet Tez
Bugün
13

Dün Şebnem Ferah konseri vardı. Sosyal medyada bir paylaşım tsunamisi yaşandı. Ne siyaset, ne geçim derdi, ne günlük hamaset. Varsa yoksa Şebnem Ferah videoları, Şebnem şarkıları, Şebnem'e duyulan sevgi ve hasret.

Neden Şebnem bu kadar olay oldu Neden Tarkan konser verince olay oluyor Tarkan'la da Şebnem'le de coşan bu kitle kim Ortak yanları ne Neden yaşanıyor bu sevgi buhranları Bu katartik / öforik hallerin temelinde ne var

Bunun bir adı var 350 yıldır değerli okurlar. Çok iyi bildiğimiz, yakından tanıdığımız eski ve sinsi bir dost bu: Nostalji. Nostos (eve dünüş) ve algos (acı). Eve dönüş acısı. Eve duyulan özlem. Evini kaybetmiş insanlara özgü bir duygu.

Duygunun kendisi insanlıkla eş değer olmalı, ama adı 1688'de konmuş. İsviçreli tıp öğrencisi Johannes Hofer, evleri olan Alpleri terk eden paralı askerlerin memleketlerine duydukları özlemi tarif ve teşhis etmiş. Bunun bir hastalık olduğunu ortaya koyarak.

Neden, yediden yetmişe herkes nostaljik Çünkü bildiğimiz dünya yıkılıyor. Yerine yeni bir dünya kuruluyor ve bu bizi her yönüyle sarsıyor. Nasıl sarsmasın

Hayatımız koskoca bir kentsel dönüşüm hikâyesi değil mi Doğduğumuz evler, film izlediğimiz sinemalar yıkılmadı mı Yemek yediğimiz restoranlar, takıldığımız kafeler kapanmadı mı Bahçelerden yollar geçti, top oynadığımız arsalara AVM'ler yapıldı. Bulutsuzluk Özlemi der ya "hava bedava, su pet şişelerde" diye. Her şey, ama her şey parayla satın alınması gereken ürünlere dönüştü. İsviçreli askerlerin Alpleri özlediği gibi biz de kaybettiğimiz evimizi özlüyoruz. Üstelik onlar gibi uzağa falan gitmeden, her gün içinde yaşadığımız halde. "Giderek üzdün bizi zaman" der ya Duman şarkısı, işte o hesap.

Şebnem konseri, Tarkan konseri, bu ve benzeri konserlerde hep bir ağızdan söylenen şarkılar sadece şarkı değil, dalgalı denizde teknenin arkasından denize atılan birer fırtına çapası onlar. Gemiyi sabit tutmaya çalışıyoruz. Fırtına geçene kadar sağ kalmak istiyoruz. O yüzden hayatımızda sabit kalmış, değişmemiş bir şey bulduğumuzda dört elle sarılıyoruz.

Refik Halid Karay'ın, 16 Temmuz 1943'te Tan gazetesine yazdığı yazının başlığı "Dünya yıkılırken yaptıklarımız". "Memleket Yazıları" serisinin "Hep İstanbul" başlıklı ilk kitabında yer alıyor bu yazı. Kitap, Karay'ın içinde doğup büyüdüğü, bir tür sevgi ve nefret ilişkisi yaşadığı İstanbul'a dair yazılarını bir araya getiriyor 1940'larda, dünyanın ikinci dünya savaşının dehşetini yaşadığı en karanlık zamanlarda, genç cumhuriyet en sıkıntılı dönemlerinden birinden geçerken Refik Halid fırtınada sağ kalmak için sarılacak bir şey aramış, anlaşılan o ki İstanbul'a sarılmış. Vapurları, Mısır Çarşısı'nı, Boğaz'ı, Kadıköy'ü, sur içini, Kadıköy'deki çayırları, artık var olmayan sahilleri anlatmış sayfalarca, kendi deyimiyle dünya yıkılırken.