Mossad çuvallamış

ABD ile İran arasında nükleer konulu görüşmelerin yapılmasına iki gün kala İsrail saldırıya geçti. Başta Tahran olmak üzere İran'ın bütün şehirlerine bombalar yağdı.

Sonrasını bütün dünya canlı yayında ekrandan takibe başladı.

Füzeler uçuyor, bombalar patlıyorken kimi çayını yudumladı, kimi başka bir şeyi.

Yerle bir olan binaları seyrediyoruz.

İsrail tek başına İran'la başa çıkamayacağı için ABD desteği şart.

Tramp pek istekli olmasa da desteğini esirgemiyor.

Netanyahu'nun en büyük arzusu ABD'nin destek vermekten öte geçerek savaşa dahil olması.

Bakışlarındaki hinlik seviyesi en üst noktaya çıktı bugünlerde.

Ellerini ovuşturarak beklemede. Faydası olacağına inansa, ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarıp ayaklarını da birbirine sürter.

Tramp kendi açısından her zamanki gibi gayet net konuşuyor.

En az Kemal Sunal'ın rollerindeki kadar: "Vurabilirim de vurmayabilirim de İranlılar ile Beyaz Saray'da görüşebilirim de görüşmeyebilirim de Elimizde bulunan çok güçlü silahları kullanabiliriz de kullanmayabiliriz de Savaşa girebiliriz de girmeyebiliriz de"

Öte yandaysa İran, Tramp'la görüşme talebi olmadığını kesin bir dille yalanladı.

İsrail kabinesinden iki bakan kameralar önünde kavgaya tutuştu.

İran'ın son saldırılarının ardından sinirler son derece gergin. Hem halk arasında gerginlik var hem tepedeki yöneticilerde.

Sığınağa doğru gidilirken, aşırı radikal Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir ve eski Savunma Bakanı Bar Lev arasındaki tartışma kavgaya dönüştü.

"Utanmıyor musun, insanlarımız ölüyor!"

"İran'ı neden kışkırttın"

"İran'ın füze yeteneklerinin bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Gücünün farkında değildik."

Görüntüleri izleyince sandık ki yumruklar konuşacak.

Ardından biri diğerinin boğazını sıkacak.

Öteki, belinden silah çıkarıp tetiğe basacak.