İran nükleer silah sahibi olmadıklarını ve nükleer silah için çalışmadıklarını, çalışmayacaklarını yüz defa, bin defa dile getirdi.
En son Dışişleri Bakanı Arakçi tekrar etti. "Nükleer silah yapma niyetimiz yok."
*
Aradan iki saat geçti, Tramp konuştu. "İran çok fena durumda fakat direniyor. Anlaşma yapmak istiyorlar ama nükleerden vazgeçmiyorlar."
Tramp takılmış plak gibi. Hep aynı cümleyi tekrar ediyor. Yüz defa, bin defa…
"İran anlaşmazsa çok fena olacak."
"İran anlaşma yapmazsa, çok fena vuracağız."
Evirip çevirip aynı sözler.
Kafaya koymuş bir defa.
İran'dan yapılan açıklamaları duymamış gibi davranıyor.
Arakçi veya Hamaney daha ne desin, ne yapsın
Görünen o ki "Barışçıl nükleerden de vazgeçtik" dese de bir işe yaramayacak!
"Füzelerin başlıklarını söküyoruz, söktük" dese de nafile.
*
Evvelce İran'la yapılan nükleer anlaşmayı iptal eden, yırtıp atan, çöpe dönüştüren Tramp, daha o gün kararını vermiş.
*
Vaktiyle Saddam'ı suçladıkları "kitle imha silahları" yalanından farkı yok bugünkü manzaranın.
Galiba Tramp "Kavga ederek çözülecek sorunları konuşarak büyütmeyin" sözünü ilke edinmiş.
*
Hamaney yolun burasında çıkıp "Beni candan usandırdı, cefâdan Tramp usanmaz mı" dese, haksız söz söylemiş olmaz.
Belli ki usanma niyeti bulunmuyor.
Ve nice zamandır, İran için, bölgemiz için tehlike çanları çalıyor.
*
Konfüçyüs, üç büyük tehlikeyi şöyle sıralamış: Akıllı insanların duygusuz oluşu, duygulu insanların etkisiz oluşu ve etkili insanların akılsız oluşu.
Etkili ve akılsız insanların sayısı o kadar çok ki…
Ağzına geleni hemen söyleyenler, akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden konuşanlar yüzünden hayat fazla gürültülü.
*
Burada bir İngiliz sözünü hatırlatalım.
Son günlerde savaş uçağı filosunu İsrail'e gönderen İngilizlerin sözü bu.
Şöyle demişler:
"İnsanlar bilmedikleri konularda konuşmasalar, dünya büyük bir sessizliğe bürünürdü."

4