Belli bir çevrenin, bölgenin veya ülkenin değil, bütün insanların ortak problemlerinden biri de kişinin eliyle ağzının uyumsuzluğudur.
Söylediği ile yaptığının başka olması.
Herhâlde bu yüzden "Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma" sözü yaygınlaşabilmiştir. Yoksa bir defa söylendikten sonra bir daha kullanılmayan ve unutulan sözler arasına karışır giderdi.
Söylemek kolay, yapmak zor çünkü.
Özüyle sözü uyumlu biriyle karşılaşınca, içtenlikle sarılmak, bir daha bırakmamak lâzım gelir. Beraber yürümek en doğrusu.
*
Ebubekir Kurban, sarılıp bırakmamanın ötesine geçerek uzun uzun sohbet ediyor, sorular soruyor, verilen cevapları saatlerce, günlerce dinleyip kayda alıyor ve bu kadarıyla da yetinmeyip kitap hâline getiriyor.
"Bulanık Bir Çağda Duru Bir Gönül: Mahir Damatlar" işte böyle çıktı.
Yıllara dayanan dostluk ve kayda alınan sohbetler neticesinde.
Mahir Damatlar'ı tanıyan hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir husus, onun tam anlamıyla bir gönül eri olmasıdır.
O yüzden, kitaba seçilen isim, hedefi on ikiden vurmak anlamına gelir.
İsmi Muhsin Yazıcıoğlu ile beraber anılır.
"İyi ki siyasette başarılı olamamışız" diye düşünen eski bir siyasetçiden bahsediyoruz. 99 depreminde aylarca o bölgede olması gerektiğini söyleyip genel başkan yardımcılığından ayrılan biri.
*
"Türk'ün gönlünü, Türkiye'nin sınırlarını sadece Allah'ın rızası çizer" diyen Mahir Damatlar'a göre Türk, hep rahmet okunan yerde olmak zorundadır. Kaybedeceğini bilse bile. O yol, Allah'ın rızası uğruna yaşamayı göze alan insanların yoludur. Haksızlık karşısında dik duran, kim olursa olsun bütün mazlumların hamisi konumunda olan… Anadan babadan Türk olmak yeterli değil. Bir karakter hâlidir ve zalime karşı duruşun adıdır.
*
Sıradanlığın çok ötesinde bir hayat yaşayan Mahir Damatlar en ufak bir şikâyeti aklına getirmez, daima şükreder.
Yine de zaman zaman endişe duymuş, kaygıya kapılmıştır. Kendi adına değil, vatan için. "İşte şimdi memleket gitti" dediği zamanlar olmuştur.
60 darbesini ülke için bir kırılma noktası görür. Ardından 12 Mart ve 12 Eylül darbesini de.
Şöyle değerlendirir:
Biz bunların hepsinde memleket elden gitti dedik, gitmedi. Sonra bir PKK belası aldı yürüdü. Öyle anlar yaşandı ki 'Herhâlde bu girdaptan çıkılamaz' dendi. Çıktık. 28 Şubat'ta tanklar yürüdü ama bir kurşun sıkılmadı.
Sonra 15 Temmuz oldu ki yine çok önemli bir kırılma noktasıydı. Derin millet harekete geçti. Müthiş bir olaydı. Havadan karadan harekete geçildi. Katliam yapıldı. Özel Harekâttaki kardeşlerimizi öyle bir bombayla vurdular ki silahları bile eridi. Ailelerine 'Bu sizin evladınız' diye verecek bütün bir naaş yoktu. PKK'ya kullanılmayan bombalar atıldı. Meclis bombalandı. İşte öyle bir hengâmede 'Bu sefer herhâlde son' diyorsun. Allah'a şükür ayakta kalmayı başarıyoruz. Nasıl oluyor bu İşte o nasıl oluyoru biz hep maddî verilerle değerlendirdik. Sonra manevî verilerle bakmaya başladık.

8