Biz ne çok ürküttük o fincancı katırlarını

Ağaçları budamak tecrübe ister. Gerektiği gibi budanan ağaç gürleşir, güçlenir. Yanlış budanırsa da zayıflayabilir. Nasreddin Hoca elinde testereyle ağaca çıkmış, dallardan birini kesmeye başlamış. O sırada yoldan geçen biri bakmış ki Hoca üstünde durduğu dalı kesmeye çalışıyor. Uyarmış onu. "Bindiğin dalı kesiyorsun, düşeceksin." Hoca aldırmamış ama az sonra dalla birlikte paldır küldür yere düşmüş. Hemen koşmuş adamın arkasından. "Düşeceğimi bildin, sen benim ne zaman öleceğimi de bilirsin." Adam "Olur mu öyle şey" demiş, "nereden bileyim" Fakat Hoca, adamın yakasını hemen bırakmamış. Adamcağız bakmış ki kurtuluş yok; odunları karakaçana yükleyip yokuşu çıkarken zorlanacağını, o yüzden 'zart' edeceğini, üçüncüsünden sonra Hoca'nın öleceğini söyleyip kurtulmuş. Adamın dediği gibi, yokuşta karakaçan zorlanmış. Bir, iki derken üçüncü 'zart'ından sonra Hoca "İşte ben öldüm" diyerek kendini yere atmış. Bir süre bekleyip gelen geçen kimse olmayınca, kalkıp evine gitmiş, karısına haber vermiş. "Ben öldüm hatun!" Gitmiş aynı yere boylu boyunca uzanmış. Kadıncağız dövünmüş. "Yetişin komşular, Hoca ölmüş, Hoca ölmüş!" Konu komşu gelmiş, kara haberi kimden aldığını sormuşlar. "Vatsaptan mesaj yazdı, konum attı" dememiş tabii Hoca'nın karısı. "Kimi kimsesi mi var garibimin" demiş "kendi gelip haber verdi".Ahali toplanmış Hoca'nın olduğu yere gitmişler. Tabuta koyup götürürlerken yol ayrımına geldiklerinde "Şuradan mı gidelim, buradan mı gidelim" diye kararsızlığa düşmüşler. Hoca başını kaldırıp seslenmiş: "Ben sağlığımda şuradan giderdim."