"Bastık parayı, koca başkanı ayağımıza getirdik"

İsrail saldırılara devam ediyor. Gazze'yi tamamen yok etmeyi kafaya koymuş ama günden güne daralan Netanyahu'nun etrafındaki çember aslında.

Eli yüzü, üstü başı masumların kanına bulandı.

Kendisi de durumun çok iyi farkında elbette.

Yaklaşıyor günbegün ömrü son mevsime.

Kaçacak yer de bulamayacak.

Köşeye sıkışmış fareye benzetmek iltifat sayılır.

Yolun sonu göründükçe, saldırıların şiddetini yükseltmekten başka çare gelmiyor aklına.

Avrupa'da, Amerika'da tepkiler yükseliyor. Kendi ülkesinde bile itibarı tükendi. Desteksiz kaldı.

Yargıyla mı götürecekler, sargıyla mı; az daha bekleyelim, görürüz.

Zaten beklemekten başka yapacak bir şey bilen yok.

Hadise din boyutunu çoktan aştı, nihayet yalnızca insanlık açısından bakılabilir hâle geldi ama gözümüzün önünde duran bir gerçek var. Aksini kimse iddia edemez.

Müslüman ülkeler birleşemiyor.

Onların "ağır" kısmı Tramp'ı memnun etme yarışına girdi.

Sırıtışlar eşliğinde, kim daha fazlasını verecek, parası fazla olan kazansın moduyla hareket ettiler ve ediyorlar. Daha da ederler.

Harekete sınır mı var, mani olan mı

Ayıplamayla yetiniyoruz. Hayret etmekle yetiniyoruz.

Tramp'ı karşılama töreninde çoğu reşit olmayan genç kızların saçlarını sallamasına kimse anlam veremedi.

Saçma sapan hareketler karşısında Tramp bile bir tuhaf oldu. Bakışlarını kaçırmaya çalıştı.

O şarkıyı bilseydi "Saçlarını dağıtırsın, rüzgârlara bırakırsın" diye mırıldanırdı.

Bilenler söyledi de öğrendik. Kızların o saç sallama hareketi, çok eski gelenekmiş.

O kadar eski ki İslâmiyet öncesine dayanmaktaymış.

Biz "sonrası" sanmıştık.