Mutsuzluğun resmi!

Mutluluk ve mutsuzluk konuları gündeme gelince ister istemez büyük şairimiz Nâzım Hikmet'in o çok bilinen dizeleri usumuza düşüyor. Hani koca Nâzım, yine ülkemizin bir başka önemli değeri, büyük ressamımız Abidin Dino'ya seslenir ya o ünlü şiirinde: "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin" diyerek... İşte mutsuzluğu körükleyen haberler dört bir yanımızı sardıkça doğrusu biz de onları belleğimize ve yüreğimize çağırıyoruz!

Eğer büyük şairimiz bugünleri görse ve ülkemizin gündemini izlese "mutsuzluğun resmi"nin yapılmasını ister miydi diye de düşünmeden edemiyoruz. Acaba büyük ressamımız Abidin Dino, mutsuzluğun resmini nasıl yapardı Doğrusu bugünlerde bu konular ve sorular, belleğimizin kıvrımlarında sıkça dönenip duruyor...

ÜRÜMENİN KOKULARI!

Nasıl dönmesin ki Öyle ya hemen her gün yeni bir güne uyanırken hangi üzücü olaylarla karşılaşacağımızı düşünüyoruz. Ülkemiz hiç de istemediğimiz olumsuzluklara savruluyor. Ekonomik ve sosyal yaşamda yaşanan krizler, tüm toplumu olumsuz etkiliyor. Bunlara koşut olarak insanımızın, halkımızın mutsuzluğu artıyor.

Son "fon vurgunu", bütün bu olumsuzlukların üstüne adeta tüy dikti! Toplumun büyük bölümü geçim sıkıntısı ve yoksulluk çekerken borsa oyunları ve fon vurgunları ile haksız kazançlar sağlayanların bitmeyen öyküleri, doğrusu hepimizin yüreğini acıtıyor! İçinde bulunduğumuz ekonomik-sosyal-siyasal sistem her geçen gün çürüyor. ürümenin kokuları da ortalığa yayılıyor!

KURUMSUZLAŞTIRMA-KURALSIZLAŞTIRMA

Ekonomik ve sosyal yaşamdaki çürüme, çözülmeyi ve çöküşü de beraberinde getiriyor. Birçok alanda giderek daha çok irtifa kaybediyoruz. Bunun temel nedeni, son dönemde ülkemize giydirilen ve toplumumuza dar gelen yönetsel sistemde aranmalıdır. Bu sistem ve anlayış, kurumsuzlaştırmayı ve kuralsızlaştırmayı da beraberinde getiriyor.

Cumhuriyet Ege Bürosu'nda ziyaretimize gelen değerli dostumuz, İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz; gazetemize verdiği demeçte, "Artık hukuk devleti değiliz" diyor. Ardından da ülkeyi dört yanı demir parmaklıklarla çevrili cezaevine benzetiyor. Bunlar, hukuk ve hukuku temsil eden kurumlar adına çok önemli saptamalar, değerlendirmelerdir. Bu uyarıların ve eleştirilerin üzerinde, önemle, ciddiyetle durulmalıdır.

EKONOMİK-SOSYAL EROZYON!

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal gerçeklikler ise bir başka kanayan yaramızdır. Yoksulluk ve gelir adaletsizliği gün geçtikçe tırmanıyor. Başta emekliler olmak üzere emekçiler ve dar gelirli insanlar "Geçinemiyoruz" diyerek alanlara çıkıyorlar. Asgari ücretliler ve kamu çalışanları, durumlarını biraz olsun düzeltebilmek için maaşlarında yeni düzenlemeler istiyorlar.

Anayasa Mahkemesi önünde yapılan hak arama eylemi sırasında yaşanan, bir emekli yurttaşımızın hayatına son vermesi olayı; unutulmamacasına belleklere kazınmıştır. Bu acı olay, günümüzde ekonomik-sosyal erozyonun oluşturduğu toplumsal yıkımın, çöküşün en çarpıcı göstergesidir.

MUTSUZLUĞUN GİRDABINDA