2026 yılı merkezi idare yatırım programı açıklandı. Bu yıl da yatırım programından İzmir'in payına sembolik rakamlar düştü. Kısacası, İzmir altyapı yatırımları ile ilgili makus talihini yine değiştiremedi. Hele son olarak İzmir belediyesine ait tarihi binalara vakıflar eliyle el konmak istenmesi de doğrusu işin tuzu biberi oldu. İzmirli muhalif siyasetçilerin merkezi iktidara yönelttikleri "İzmir üvey evlat mı" soruları bu yıl da değişmedi. Benzer söylemler ve eleştiriler yinelendi. Hatta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu kez el yükseltti. "İktidar, İzmir'i üvey evlat değil, hasım gibi görüyor" diyerek konuştu.
DERDİMİZ İZMİRMevcut siyasi iktidarın yıllardır İzmir'e bakışını ve yaklaşımını bilen İzmirliler için, bu son gelişmeler elbette sürpriz olmadı. Aksi olsaydı belki sürpriz olurdu. İzmirliler artık iktidar çevrelerinin bu tutumuna alıştılar. Oysa bu güzel İzmir, bütün ülkede "kurtuluşun ve kuruluşun kenti" olarak biliniyor, anılıyor. Aynı zamanda ülkemizin Batı'ya açılan kapısı, penceresi olarak tanımlanıyor. Tarihi geçmişinden gelen bir öncülük misyonu da var bu "tarihi derin" kentin. Dolayısıyla çok daha fazla ilgiyi, desteği, yatırımı hak ediyor. Yatırımsızlık kader mi Biz böyle düşünürken hayatın gerçekliğinde ise tam tersi oluyor. İzmir'e hak ettiği gerekli yatırımlar yapılmıyor. Başta 2. evre Yolu, Halkapınar-Garaj Metro Hattı olmak üzere birçok proje bekliyor. Körfez kirliliğinin aşılması için de gerekli yatırım miktarları ayrılmıyor. Su kaynaklarının bulunması ve yeni barajların kurulması merkezi yönetime bağlı DSİ'nin sorumluluğundayken maalesef bu sorumluluklar da gereğince yerine getirilmiyor. Yerel yönetim ve ona bağlı İZSU idaresi adeta yokuşa sürülüyor. Yeni kuyu açma talepleri bile geciktiriliyor.
İZMİR-İZMİT FARKIKörfez kirliliği yaşanan iki kentle ilgili tutum, iktidarın yaklaşımı konusunda adeta bir "turnusol" işlevi görüyor. CHP İzmir Milletvekili Seda Kaya Ösen, bu yıl İzmir Körfezi için sözde bir kaynak 18 milyon olarak ayrılırken iktidar partisinin büyükşehir yönetiminde olduğu İzmit Körfezi için 900 milyonluk kaynak ayrıldığını açıkladı. Aslında kentler arasında ayrım yapılmaması, her yere adaletli ve hakça yaklaşılması gerekiyor. Türkiye'nin 3. büyük kentine, İzmit Körfezi'ne ayrılan kaynağın sadece yüzde 2'sinin ayrılması; İzmir'e yönelik ayrımcılığı ortaya koyuyor. Sonuçta İzmirli ödediği vergilerin karşılığını hizmet olarak yeterince alamıyor.
TUGAY'IN VE CHP'NİN TAVRISon dönemde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın bir tavır değişikliğine gittiğini gözlemliyoruz. Önceleri merkezi yönetimin ayrımcı tutumuna karşı çoğunlukla sessiz kalmayı tercih eden ya da yeterince ses çıkarmayan Tugay, son günlerde sesini yükseltiyor. Merkezi idarenin onay süreçlerini geciktirdiğini ve önlerini tıkadığını vurguluyor. Bekletilen projeleri kalem kalem kamuoyuna açıklıyor. Bu konuda başkan Tugay'ın yalnız bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Başta odalar ve meslek kuruluşları olmak üzere İzmir'in yerel dinamikleri, İzmir için ortak tutum almalı ve başkanı yalnız bırakmamalıdır. Bir başka görev, İzmir'de yerel yönetimleri elinde bulunduran ana muhalefet CHP'nin il örgütüne düşüyor. CHP örgütleri ve siyasetçileri, İzmir'e yönelik olumsuz tutumları halka sergilemeli ve seslerini yükseltmelidirler. Son "toplu tövbe" görisi ya da tarikat yurtları gibi örneklerde olduğu gibi, İzmir'in siyaseten kuşatılmasına izin verilmemelidir. CHP'nin İzmir'de atıl durumda olan ve görev bekleyen çok sayıda tecrübeli siyasetçisi vardır. Bunlar organize olmalı ve hep birlikte sahaya çıkmalıdır.
***
Uğur Mumcu, toplumun vicdanıydıÖrnek devrimci, araştırmacı-gazeteci, değerli Cumhuriyetçi Uğur Mumcu'yu; katledilişinin 33. yılında saygıyla, sevgiyle ve özlemle anıyoruz. Uğur Mumcu, ülkemizin dört bir yanında olduğu gibi, başta İzmir'de olmak üzere Ege'nin pek çok kentinde farklı etkinliklerle anılıyor. Değerli gazeteci yazar Uğur Mumcu, ülkemizde verilen bağımsızlık, özgürlük, demokrasi ve aydınlanma mücadelesinin mumu, ışığı ve aydınlığıydı. O, yaşamı boyunca, emperyalizme, faşizme, her türlü karanlığa ve gericiliğe karşı korkusuzca mücadele verdi. Tam anlamıyla bir Cumhuriyetçi, Aydınlanmacı ve Kuvayı Milliyetçiydi. Her şeyden önce yurtsever bir aydındı; her daim emekten ve emekçiden yanaydı. Onun izinden yürüyen bizler için de örnek bir aydın ve gazeteciydi.
ÖRNEK DEVRİMCİ-GAZETECİUğur Mumcu'nun mücadelesini üç ayrı alanda irdelemek mümkündür. Bunların birincisi Uğur Mumcu'yu Uğur Mumcu yapan ideolojisi, tavrı ve duruşudur. İkinci olarak, aynı zamanda bir hukukçu olan Uğur Mumcu'nun yaşamı boyunca adaletsizliklere, haksızlıklara, yanlışlıklara, yoksulluğa ve yolsuzluklara karşı verdiği mücadeledir. Bir diğer önemli alan da onun araştırmacı gazeteciliğidir. Bükülmez kalemi, Cumhuriyet'teki köşesi, kitapları ve makaleleri, bu mücadeledeki en önemli araçlarıydı.
MUMCU VE CUMHURİYETUğur Mumcu, kararlı duruşuyla, tavrıyla ve korkusuzca mücadelesiyle, aynı zamanda toplumun vicdanıydı. Bu özelliği ile geniş toplumsal kesimlerin vicdanında ve gönlünde apayrı bir yeri vardı. Uğur Mumcu, yaşamının anlamı haline gelmiş araştırmacı-gazetecilik uğraşısıyla, Cumhuriyet gazetemiz ile de bütünleşmişti. Onu, mücadelesini ve anısını, Cumhuriyet gazetesinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bir bakıma Uğur Mumcu Cumhuriyet gazetesidir, Cumhuriyet gazetesi de Uğur Mumcu'dur. Cumhuriyet gazetesi var oldukça Uğur Mumcu'nun anısı ve mücadelesi hep yaşayacaktır. Anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyoruz.

10