Akbelen dersleri
Çevre mücadelesi artık siyaset ve hukuk kadar önemli bir toplumsal güç haline geldi; ama siyasetçiler bunu ciddiye alacak kadar hazır mı?
Yazar, Akbelen'deki çevre direniş mücadelesini, İzmir Meslek Fabrikası operasyonunu ve barolar tarafından yürütülen hukuk mücadelesini ele alarak, çevre sorunlarının artık temel toplumsal ve siyasal dinamiklerden biri olduğunu savunuyor. Bu iddiasını, köylü direniş örnekleri ve hukuk sisteminin işleyişindeki aksamalarla destekliyor. Fakat mücadelenin hukuki ve siyasi çerçevede çözülmesi söylenirken, iktidarın baskıcı tutumuna karşı seçim mekanizmalarının ne kadar etkili olabileceği gerçekten açık mı?
Uzun süredir Muğla yöresinde örnek bir yurttaş duyarlılığı sergileniyor. Akbelenli köylüler doğayı, toprağı, ağacı; kısacası evlerini, köylerini, üretim alanlarını, yurtlarını aktif biçimde savunuyorlar. Ayrıca bu uğurda ağır bedeller de ödüyorlar.
Maden aramak ve kömür çıkarmak için köylülerin toprağına, tarlasına, bahçesine el konulmak isteniyor. Üstelik bu iş için köylülerin, üreticilerin rızası da aranmıyor. Buna karşın onlar, acele kamulaştırmanın geri çekilmesi için taleplerini yükseltiyorlar.
EVRE MÜCADELESİSorun elbette yalnızca Akbelen'le, Muğla yöresi ile sınırlı değil. Kazdağları'ndan Ege kıyılarına, Ege'nin pek yerinde çevre sorunu ve mücadelesi var. Benzeri sorunlar ve mücadeleler, elbette ülkemizin başka bölgelerinde de yaşanıyor.
Ama sorunun en yaygın ve mücadelenin en etkili olduğu bölge olarak Ege Bölgesi öne çıkıyor. Biz de Ege ekimizde, "İzmir ve Ege Notları" köşemizde; sorunların ve mücadelelerin her daim yakından takipçisi oluyoruz. Köylülerin ve çevrecilerin çığlığına, sesimizi ve yüreğimizi katıyoruz.
KÖYLÜLERİN DİRENİŞİGünümüzde çevre mücadelesinin simgesi haline gelen Akbelenliler ve İkizköylüler; şirketlerin, sermayenin onca dayatmasına, zorlamasına, talanına karşı asla pes etmiyorlar. Zeytin ağaçlarını ve üretim alanlarını, bir anlamda ekmek teknelerini ve yaşam alanlarını savunuyorlar. Bu kararlı mücadelelerini hafta içinde Ankara'ya da taşıdılar.
Elbette bu işin anayasal ve yasal yönleri de var. Doğrusu onlara da pek kulak asılmıyor. Köylülerin atadan, dededen kalan; kaç kuşaktır sahibi oldukları üretim alanlarına müdahale ediliyor. Kamu gücü ile köylüler karşı karşıya getiriliyor. Hukuk kuralları zorlanarak insan hakları ve mülkiyet hakları çiğneniyor.
ANNE-KIZ IŞIKLARAkbelen mücadelesinin öne çıkan ve giderek simgesi haline gelen anne-kız Işık ailesi var. Anne Nejla Işık, son yerel seçimde İkizköy muhtarı seçildi. Aynı zamanda, 2024 yılında BBC tarafından seçilen dünyanın en etkili 100 kadını arasında yer aldı.
Işık ailesinin kızı Esra da bu çevre mücadelesinde annesine ve köylülerine en çok destek verenler arasında yer alıyor. Esra Işık, geçtiğimiz günlerde tutuklanarak kilometrelerce uzaklıktaki cezaevine gönderildi. Başta anne Işık olmak üzere Akbelenliler ve çevreciler, Esra Işık'ın serbest bırakılmasını istiyorlar.
TOPLUMSAL DİNAMİKBizim Akbelen'den çıkardığımız en önemli ders, çevre sorunlarının ve mücadelesinin giderek çok önemli bir toplumsal dinamik haline geldiği gerçeğidir. Siyasetçiler de bu gerçeği görmeli ve buna koşut yeni örgütlenme biçimleri geliştirmeliler diye düşünüyoruz.
Örneğin; başta ana muhalefet CHP olmak üzere siyasi partilerde ve onların yerel örgütlerinde, bu alanla ilgili çalışma grupları ve komisyonlar oluşturulabilir. Önümüzdeki süreçte bu sorunların nasıl çözümleneceğinin planları ve programları hazırlanabilir. Bunlar başta köylüler ve çevreciler olmak üzere ortaklaşa kotarılabilir ve en geniş kesimlere bugünden anlatılabilir. Sözün özü, çevre mücadelesinin artık en temel toplumsal ve siyasal dinamiklerden olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
***
İzmirli bunu unutmaz!İzmir'de günlerdir önemli bir kentsel ve toplumsal olay yaşanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki "Meslek Fabrikası", belediyenin mülkiyetinden ve kullanımından alınmaya çalışılıyor.
Bu amaçla yapılan bir şafak operasyonuyla bina polisçe kuşatıldı. İzmir'e yakışmayacak görüntüler oluştu. İzmirli bütün bu olup biteni ibretle ve üzüntüyle izliyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile ilçe belediye başkanları bina önünde nöbet tutuyorlar.
İZMİR'İN TARİHİ DEĞERİAslında bu bina İzmir'in tarihi bir değeri. 9 Eylül 1922'de, İzmir'in kurtuluşunda verilen ilk şehitler burada yatıyor. O dönemde Tuzakoğlu Un Fabrikası olarak bilinen bu yapı, Cumhuriyetin kuruluş döneminde 1926'da İzmir Belediyesi'ne verilmiş.
Böylece İzmir'in tarihinde asırlık bir geçmişi ve belediyeye aidiyeti var. Yakın geçmişte Aziz Kocaoğlu'nun başkanlığı döneminde, 2017'de; belediye kaynaklarıyla restore edilip meslek fabrikası olarak kullanılmış. 200 bine yakın İzmirli buradan yararlanmış.
İZMİR'İ CEZALANDIRMAKİzmir ve İzmirliyle bu denli bütünleşmiş bir mekân üzerinden, sorun çıkarmak ve tartışma yaratmak tam anlamıyla siyasi bir akıl tutulması anlamına geliyor. Görünürde kamu kurumları arasında bir mülkiyet çekişmesi gibi gösterilmeye çalışılan bu operasyon, aslında tam anlamıyla siyasi bir anlayışı ve yaklaşımı yansıtıyor. Hem de adeta kör göze parmak sokarcasına! Kısacası, sorun çözücü olması gereken siyasetçiler, tam tersine sorun yaratıyorlar!
Pek çok İzmirli, hele bu meslek fabrikasının hizmetlerinden yararlananlar; bu yapılan kuşatmaları, zorlamaları asla unutmazlar. İktidar siyasetçilerinin bu gerçeği görmeleri ve mutlaka hesaba katmaları gerektiğini düşünüyoruz.

3