Bazen öyle bir haberle karşılaşırsınız ki çok doğal olarak, "memleketin içinde bulunduğu durum bundan daha iyi tasvir edilemez" diye düşünürsünüz…
YÖK'ün üniversitelerde gönderdiği talimat işte böyle bir fotoğrafı anlatıyor bize… Bilindiği gibi YÖK, tüm üniversitelere gönderdiği resmi bir yazıda, ders ve sınav programlarının Cuma namazı saatlerine denk gelmeyecek şekilde planlanmasını istedi. YÖK Başkanı Erol Özvar imzalı yazıda, Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetine vurgu yapıldı.
Hemen belirtelim, YÖK'ün gönderdiği bu yazının hiç de yadırganacak bir tarafı yok, son derece doğal. Hiç lafı dolandırmadan söyleyelim YÖK'ün yeni uygulaması, kesinlikle itiraz edilecek bir karar değil, tam aksine bu uygulama inanç özgürlüğünü dikkate alan bir hassasiyet…
Ancak şu anda ülkenin yaşadığı ahlaki çürüme ve yozlaşma dikkate alındığında başka bir fotoğrafı daha konuşma zarureti ortaya çıkmış bulunuyor.
Artık hepimiz biliyoruz ki hukukun üzerinde koyu bir siyaset gölgesi var ve adale olan güven derin yara almış durumda. Ve daha da önemlisi akademik özgürlüğün olmadığı üniversitelerimiz bilimsel üretimde, dünyanın geri sıralarında yer alıyor.
Times Higher Education (THE) tarafından 2026 yılında yapılan değerlendirmeye göre, dünyanın en iyi beş yüz üniversitesi arasında Türkiye'den sadece Koç, ODTÜ, Sabancı ve Boğaziçi Üniversitesi yer alabildi. Bilimsel makale üretiminde ise Türkiye, henüz dünya ile rekabet edebilecek düzeyde değil.
Akademik tablosu hiç de iç açıcı olmayan Türkiye'nin, öncelikli olarak üniversitelerinin kalitesini arttırarak dünya ile rekabet edebilecek bir seviyeye ulaşması gerekiyor. Bu negatif görüntüyü değiştirebilecek, daha doğrusu değiştirmekle yükümlü olan tek kurum ise YÖK'tür.
YÖK Başkanı'nın üniversitelerde 'Cuma düzenlemesi' yapması son derece yerinde bir karar, bunun altını özellikle çizelim.
Eğer üniversitelerimiz, dünya çapında bilimsel başarıların altına imza atan bir konumda olsaydı belki de bu tür düzenlemeler gündeme gelmeyecek, haber değeri bile taşımayacaktı.
Ama bizim eğitim konusunda derin problemlerimiz var. Orta öğretimden başlayarak, neredeyse bütün üniversitelerimiz kalitesizlikle malul durumdalar. Şu anda Türkiye'de 129'u devlet üniversitesi olmak üzere toplam 208 üniversite bulunuyor. 7 milyona yakın da üniversite öğrencimiz var.
Biraz abartarak söylemek gerekirse, iki yüzün üzerindeki üniversitelerimizin ancak yirmisinin akademik anlamda bir değer ifade ettiği gerçeğini değiştirmek ne yazık ki pek mümkün gözükmüyor.
Evet her şehirde, hatta her ilçede görkemli üniversite binalarımız var ama bu, üniversitelerimizin sadece diploma veren, akademik anlamda vitamin değeri düşük ve de içi boşaltılmış kurumlar haline geldiği gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.
Bu çerçevede değerli düşünürümüz Nurettin Topçu'nun, "Türkiye'nin Maarif Davası" adlı eserindeki şu tespitin altını özellikle çizmek istiyorum:

3