Notice: session_start(): ps_files_cleanup_dir: opendir(/var/lib/lsphp/session/lsphp74) failed: Permission denied (13) in /home/koseyazarioku.com/public_html/maincore.php on line 8
Mehmet Ocaktan - Prometheus ateşi çalarak aklın yolunu açtı ama medeniyetin yeni korkusu barbarlık - 16.09.2026 : koseyazarioku.com

Prometheus ateşi çalarak aklın yolunu açtı ama medeniyetin yeni korkusu barbarlık

Tanrılar ateşi sadece kendilerine saklarken korunmasız ve zayıf kalan insanlara acıyan Prometheus, Olimpos'tan ateşi çalıp insanlığa armağan etmiştir. Mitolojiye göre, bu itaatsizliğe çok öfkelenen Zeus, Prometheus'u Kafkas Dağları'nda bir kayaya zincirletmiştir. Ölümsüz bir Titan olduğu için her gün bir kartal tarafından ciğeri yenmiş, geceleri ise ciğeri yeniden büyüyerek bu sonsuz işkence döngüsü devam etmiştir.

Yıllar sonra ünlü kahraman Herakles gelip kartalı vurmuş ve Prometheus'u zincirlerinden kurtarmıştır.

Ateşin verilmesiyle birlikte insanoğlu için aklın ve aydınlanmanın yolu açılmıştır. Kendi halinde yaşayan insan, ateşi kullanmaya başlamasıyla birlikte kendi potansiyelinin farkına varmış ve bu farkındalık sayesinde felsefe, sanat, bilim ve teknoloji alanda ilerleme ve gelişme sağlanabilmiştir. Böyle bir perspektiften bakıldığında, ateşin aklı temsil ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Esas itibariyle, ateşi getiren Prometheus da akılla ilişkilendirilen bir tanrıdır. Prometheus isminin kelime anlamı "öngören" olmakla birlikte bu öngörü bir nevi felsefedeki 'bilgelik' anlayışına tekabül etmektedir.

Günümüzün etkili filozoflarından Byung- Chul han "yorgunluk Toplumu" kitabında, Prometheus mitinin kendi kendisine şiddet uygulayan, kendi kendisiyle savaş halindeki performans öznesinin psikolojik aygıtının bir sahnesi olarak yorumlanabileceğini söylüyor. Chul Han'ın şu ifadeleri oldukça dikkat çekici: "Kendisini özgür zanneden performans öznesi aslında Prometheus gibi zincirlenmiştir. Sürekli büyüyen ciğeriyle beslenen Prometheus ile kartal arasındaki ilişki bir kendilik- ilişkisi, bir kendi kendini sömürme ilişkisidir."

Foucault'nun tanımladığı gibi kliniklerden, tımarhanelerden, hapishanelerden ve fabrikalardan oluşan 'disiplin toplumu'nun gerilerde kaldığını belirten Chul Han, günümüzde artık bunların yerini fitness salonlarının, ofis kulelerinin, bankaların, alışveriş merkezlerinin ve gen laboratuvarlarından oluşan 'performans toplumu'nun aldığını söylüyor.

Evet, medeniyetin bilimsel ve teknolojik anlamda tekamül ettiği, yapay zeka ile birlikte neredeyse insanın devre dışı kaldığı çılgın bir yüzyılı yaşıyoruz.

Maalesef çağımızda tefekkürün hikmetini kaybeden insanoğlu, görselliğin ve teknolojik çılgınlığın büyüsüne kapılarak derin bir huzursuzluğa mahkum olmuştur.

Tefekküre dayalı dikkatin ustası Cezanne'ın, şeylerin kokusunu da görebildiğine işaret eden Chul Han diyor ki: "Kokuların bu şekilde görselleştirilmesi derin bir dikkat gerektirir. Tefekkür halindeyken insan kendisinden dışarı çıkıp şeylerin içine dalar. Merleu-Ponty, Cezanne'ın tefekküre dayalı manzara incelemelerini bir dışsallaşma ya da içsellikten arınma olarak betimler: Önce manzaranın jeolojik altyapısını keşfederek başlar, sonra, Madam Cezanne'ın aktardığına göre, biraz durur ve gözünü aça aça bakar... 'Manzara kendisini bende tasavvur ediyor, ben bilinciyim onun'