Modern zamanlarda Müslüman toplumların geri kalmasının en temel nedeni ahlaki ilkeleri kaybetmeleridir. Çünkü ahlak, İslam'ın özünü oluşturmaktadır ve ahlaki ilkeler toplumların ortak değeridir.
Ama ne yazık ki Müslüman toplumlar, insan olmanın özünü oluşturan ahlaki değerleri önemsizleştirdikleri için sadece İslami hassasiyetlerini değil, insan olmanın erdemini de kaybetmiş bulunuyorlar. Hz. Peygamber "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" derken, tam da bu temel ilkeye işaret etmektedir.
Biliyoruz ki Müslüman toplumlarda bireyler, ahlak konusunda gerek ilahi kelamın gerekse Hz. Peygamber'in hadislerini her vesileyle tekrarlamayı çok severler ama ne hikmetse hayatlarında ahlaklı davranmayı o kadar önemsemezler.
Bu çerçevede Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun şu tespitinin altını çözmekte yarar var: "Ahlaki değerleri en güzel, en süslü kelimelerle ifade edip ardından ona aykırı davranış sergilenmesini İslam ikiyüzlülük olarak görür. Önemli olan ahlaki değerlerin içimizde kökleşmesidir ve onu içselleştirmemizdir; tek başımıza da olsak ona aykırı davranmayı, bir bakıma insaniyetimizi, onurumuzu ve yaratılış misyonumuzu kaybetmek kadar tehlikeli görebilmemizdir. Bugün İslam dünyası olarak bu duyarlılığa ve bilince çok ihtiyacımız var." (Yüzleşme, s.52-53)
Kuşkusuz ahlakı, toplumsal manada içselleştirebilmenin en temel dinamiği adalettir. Çünkü hukuk şeffaflığı ve hesap verilebilir olmayı gerektirir. Ahlakı içselleştirmek demek, hiç kimsenin olmadığı bir yerde bile hem kendimize hem de yüce Yaratan'a karşı hesap verebilir olmaya hazır olmaktır aynı zamanda.
Ali Bardakoğlu Hoca'nın ifadesiyle, "Adaletli davranma yolunda samimi gayret içinde olanlara, elinden gelen çabayı gösterenlere biz 'adil insan' deriz. Mutlak adalet yüce ve kemal sahibi Allah'a aittir. Böyle olunca hesabın bir dünyevi sübjektif boyutu, bir de uhrevi boyutu vardır. Samimi dindarlık bize hesap verebilir olmanın bu iki boyutunu anlatır ve hayata bütüncül bakmayı öğretir. İşte bu 'ihsan ahlakı'dır ve bugün bu yitiğimizi arıyoruz." (a.g.e, s.53)
Türkiye ölçeğinde ahlaklı ve adaletli olmanın ne anlam ifade ettiğini görmek için kendilerini dindar olarak tanımlayan insanların, ahlaki ilkelerle ve adaletle nasıl bir ilişki içinde olduklarına bakmak yeterli olacaktır.
Maalesef bu konudaki karnemiz hiç de iç açıcı değil. Çünkü Türkiye'deki dindarların önemli bir bölümünün hayatında, ahlak kavramı belli ritüellerin ötesinde bir anlam ifade etmemektedir.
Bizim dindarlarımızın zihin dünyalarında, ahlaklı olmanın aynı zamanda adaletli olmayı, hakka-hukuka riayet etmeyi, başkalarının özgürlüklerini kendi özgürlükleri gibi savunmayı gerektirdiği şeklinde bir anlayış yer almamaktadır.
Bizim dindarlarımız, kendilerine yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında ayetler, hadisler okuyarak adeta bir 'adalet' kahramanı gibi yeri göğü inletirler ama başkalarının hakkına, hukukuna tecavüz edilirken kıllarını bile kıpırdatmazlar.
En acı olanı da bizim dindarlarımızın, başkalarının hayatlarını karartan 'yalan' ve 'iftira' gibi ilahi kelamın net bir şekilde yasakladığı eylemleri, adeta bir

29