Köylüleşme kültürü ile medeniyet masalı anlatmak

İoanna Kuçuradi'nin vefatı dolayısıyla felsefeyi, kültürü, sanatı ve etiği yeniden düşünürken bu vesileyle de ülkede yaşanan kültürel çölleşmenin ve sloganla medeniyet hayali kurmanın altını bir kez daha çizmek gerektiğini hissettim.

Bilindiği gibi Türkiye'de felsefe denince ilk akla gelen isim Kuçuradi'dir. O felsefeyi akademinin kalın ve soğuk duvarları arasından çıkararak insanla buluşturdu. Doğan Hızlan'ın ifadesiyle, "Felsefeyi yalnızca üniversitelerde okutulan, kavramlar ve terimler arasında kalan bir disiplin olarak görmedi. İnsanı, insan haklarını, etiği, sanatı, gündelik hayatı felsefenin konusu yaptı."

O bu ülkenin bir değeriydi, bu yüzden her türlü övgüyü hak ediyor. Ama hemen belirtmeliyim ki bu bir felsefe yazısı değil.

Ancak sosyal medyada, birazcık olsun 'ilahi hitap'tan haberdar olduğunu sandığımız bazı kişilerin, Ioanna Kuçuradi'nin arkasından hiç de hoş olmayan sözlerini görünce, onlar adına utandığımı itiraf etmeliyim.

Lütfen şu sözleri, Allah'ın yarattığı bir insan olarak dikkatle okur musunuz: "Kuçuradi Türk felsefecisi değildi. Türk değildi bir defa. Rum'du. Rumlar da bu ülkenin çocuğu elbette. Ama o bu ülkenin çocuğu değildi, Bizans çocuğuydu. Evet, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın, Türkiye'nin çocuğu değildi, Bizans'ın çocuğuydu tastamam zihniyet olarak: Felsefeden İslâm'ın izlerini silmeye çalıştı bu ülkede."

Bu sözleri, kesinlikle inanç bağlamında değerlendirmek niyetinde değilim. Zira başkalarının inançlarını, kimliklerini aşağılayan bu ahlak çürümesi yaşayan insanların, ilahi kelamla ve Hz. Peygamber'in sünnetiyle bir bağlarının olabileceği kanaatinde değilim.

Hiç öyle bazı kelimelerin arkasına saklanarak değil, açık açık söyleyeceğim. Biraz olsun okuma yazması olan bu tür İslamcıların, "Türkiye'de Bizans'ın çocukları" ve de "kültürel oligarşi" benzeri tam bir çapulcu kültürü ağzıyla medeniyet masalı anlatılarını görünce, zihinsel palandaki köylülük anlayışının, ülkede yaşanan kültürel çölleşmenin bir alt katmanı olduğuna inanmaya başladım.

Bu arada 'köylülük' kavramını coğrafi bir yerleşim anlamında değil, kültürel ve zihinsel yapıya sahip bir toplumsal kategori olarak değerlendirdiğimi özellikle belirtmeliyim.

Bu ülkede yaşayan insanlar olarak, büyük oranda hemen hepimiz köyde doğmuş insanlarız, dolayısıyla bu anlamda köylülüğün asaletine asla bir itirazımız olamaz.

Daha açık ifade etmek gerekirse 'köylülük' coğrafya ile bağlantılı yer değil, bir tavır ve kültürel kodlarında ortaya çıkan bir davranış halidir. Bugün geldiğimiz noktada köylüleşmenin, bir hayat tarzından çok, düşünsel bir fukaralığa dönüştüğünü söylemek gerekiyor.

Bu öyle bir köylüleşmedir ki ötekine, farklı olana düşmandır, görgüsü sadece şekilden ibarettir, vizyonu çapulcu kültüründen biraz hallicedir...