Keşke devletin ve kurumların bir sahibi olabilse

Türkiye son on yıldır kurumların zaafa uğradığı, devlet gemisinin sürekli su aldığı talihsiz bir dönemi yaşıyor. Hukuktan ekonomiye, eğitimden dış politikaya kadar her alanda yapılan ve yapılması gereken işlerin bir sahibi yok.

Bütün yetkilerin tek elde toplandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile birlikte sistemin kalbi olması gereken parlamento ikinci plana itilmiş, adalete olan güvenin yok olduğu bir tabloda ne yazık ki iktidarı denetleyecek bütün mekanizmalar yok olmuş bulunuyor.

En son Girne açıklarında yaşanan gemi faciası, kurumların ne halde olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Batan gemiye ilişkin ihmal ve denetimsizlik iddiaları olayın kaza değil cinayet olduğunu gösterdi. 13 kişinin can verdiği faciada 15 kişi hâlâ kayıp.

Bölgede etkili olan 'ölü dalga'ya rağmen seyir kararı alan ve aşırı sürat nedeniyle geminin ikiye bölünmesine yol açan kaptan ve mürettebat ise "tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek"ten tutuklandı. Facia konusunda KKTC'de tam bir 'sorumlu siyaset örneği' sergilendi. Gemi kazasından sorumlu tutulan Ulaştırma Bakanı, koalisyonu bozma pahasına görevden alındı.

Bir hakkı teslim etmek gerekirse, KKTC'de yaşanan bu sorumlu iktidar tavrı kelimenin tam anlamıyla demokratik bir yönetimde işlerin nasıl yürümesi gerektiğini gösteren harika bir örnektir.

İddialara göre, Girne'deki bu dehşet gemisi 3 ay önce de su almış ve arızalı bölge tamir edilerek seferlerine devam etmiş. Şimdi mesele şu; bu gemi Girne'den Mersin'deki Taşucu limanına gidiyor, yani olayın bir de Türkiye boyutu var.

Peki Türkiye Liman İşletmeleri'nin böyle bir gemiden hiç haberi yok mu Eğer varsa ki olmalı... Bu durumda, daha önce de vukuatları olduğu iddia edilen gemi, Türk yetkililer tarafından denetlenmiş midir, denetlendiyse sonuçları nelerdir

Şu ana kadar Türkiye tarafından herhangi bir açıklama yapılmış değil. Demek ki bizim Ulaştırma Bakanlığımız, bu tür konularda kendini sorumlu hissetmiyor.

Bu durumu yadırgıyor muyuz, hayır... Çünkü bizim kurumlarımızın kimseye hesap vermek gibi bir sorumlulukları yok. Ayrıca kurumlarımızın, özellikle kriz dönemlerinde yaşananlar konusunda, kağıt üzerinde de olsa sorumluluk makamında olanların hesap vermek gibi bir yükümlülükleri de bulunmamaktadır.

Mesela 2023 yılında Kahramanmaraş merkezli 11 ilde büyük bir deprem felaketi yaşadık ama devletimiz felaket bölgesine ancak üç gün sonra ulaşabildi.

Bu felaketten önce 2018 yılında çok kapsamlı bir 'imar affı' çıkarıldı. 6 Şubat felaketinin yaşandığı şehirlerle ilgili riskler bilindiği halde, sadece Gaziantep'te 76 bin 605, Hatay'da 71 bin 738 kişi imar affından yararlandı.

Peki 'imar aff'nın mimarı olan Şehircilik Bakanı Murat Kurum, yaşananlardan kendisine de bir sorumluluk payı çıkarıp, en azından istifa etme girişiminde bulundu mu Hayır, çünkü bakanlarımızın milleti düşünmekten çok daha önemli işleri var...

Kızılay depremde çadır sattı, kurumun başkanı erdemli bir tavır sergileyip ayrılmayı düşündü mü Hayır... Çünkü onlar oturdukları koltuklarda 'dava'ya hizmet ediyorlar, hesap vermeleri gerekmiyor.

Ekonomide ise dünyada bir eşi benzeri daha bulunmayan ve irrasyonel politikalar yüzünden tam 8-10 yıl süren kesintisiz bir kriz yaşanıyor. Ama ekonominin de bir sahibi yok... Ve sonra rasyonel politikalar uygulamak üzere