Yazı, Türkiye'de yaşanan derin hukuksuzluğun (keyfi tutuklamalar, iddianame olmadan uzun tutukluluklar) ekonomik krizin temel sebebi olduğunu savunuyor ve Cumhubaşkanının finans merkezi vizyonunun bu hukuk eksikliğiyle çatışan bir hedef olduğunu ileri sürüyor. Yazar, hukuk güvencesi olmadan yabancı ve yerli yatırımcıların gelmeyeceğini, Dubai örneğiyle karşılaştırarak Türkiye'nin hukuk endeksinde çok gerisinde olduğunu vurguluyorsa, siyasallaştırılan yargı ile kurulacak finansal güven arasındaki çelişkiyi nasıl çözmek mümkün?
Kendi ayağına kurşun sıkmaktan yorulmayan bir ülkede yaşıyor olmak, öylesine vicdan yaralayıcı bir durum ki kelimelerle tarif etmekten bile hicap duyuyorum.
Neredeyse her yazıda tekrar tekrar altını çizmekten yorulmuş olsam da bir kez daha hatırlatmakta yarar var. Makamı, mevkii ne olursa olsun hiç kimse yasalar karşısında bir ayrıcalığa sahip değildir. Suç isnadına muhatap olan herkes, tedbir amaçlı olarak tutuklanabilir ve yargılanabilir.
Ama aylarca, yıllarca bir iddianame bile hazırlanmadan insanların tutukluluğa mahkum edilerek özgürlüklerinden mahrum bırakılmasını hukuk devleti anlayışı ile izah etmek mümkün değildir.
Vicdan sahibi olan herkes, 2025/19 Mart'ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun bir siyaset mühendisliği ikliminde gece yarısı operasyonuyla gözaltına alınıp tutuklanarak hapse atıldığı günden bu yana adaletin başına gelenleri hakkaniyetle düşünmelidir.
Eğer 'hukuk devleti'nin ne demek olduğunu, bağımsız yargının ne anlama geldiğini bilen bir hukukçu varsa memlekette, artık bir rutine dönüşen belediye operasyonlarında sergilenen konvoylar halindeki gözaltı görüntülerini bize izah etsin.
Hukuk insanları, yargıçlar, bu görüntülerin Türkiye'yi dünyada hukuksal anlamda nasıl bir fotoğraf karesine yerleştireceğini hiç düşünürler mi acaba
Zira dünyanın hiçbir ülkesinde gerek yolsuzluk operasyonu ile ilgili davalarda gerekse başka tür operasyonlarda Türkiye'dekine benzer görüntülere rastlamak mümkün değil. İkinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı acılı günlerinden kalan böyle fotoğraflar var elbette ama artık 21. yüzyıldayız ve demokratik dünyada böyle görüntülere yer olamaz.
Çok talihsiz dönemlerden geçiyoruz. Yanı başımızda iki haydudun kirli hevesleri yüzünden vahşi bir savaş yaşanıyor. Dünya ekonomileri sarsılıyor, bütün ülkeler kendi toplumlarıyla birlikte çözüm üretmeye çalışıyorlar ama bizim umurumuzda bile değil. Biz, "acaba bugün kaç CHP'li belediye başkanını daha hapse atabiliriz, sandıkta millet iradesiyle alamadığımız belediyeleri nasıl AK Parti saflarına katabiliriz, 'fikir özgürlüğü' gibi zararlı cereyanlara kapılan kaç genci daha gözaltına alabiliriz.." benzeri küçük siyaset hesaplarıyla uğraşıyoruz.
Ancak haksızlık da etmemek lazım! İç cepheyi zaafa uğratmakta ve toplumun bir arada yaşama umutlarını söndürme konusunda çok başarılıyız ama 2018'den bu yana yaşadığımız kesintisiz ekonomik krize de bir türlü çare üretemiyoruz.
Çünkü ağır-aksak da olsa işleyen 'hukuk devleti' anlayışını yok ettik ve toplumu adalete hasret bıraktık. Bu yüzden gerek fiili yabancı yatırım anlamında gerekse finansal yatırımlar konusunda kimse Türkiye'nin kapısını çalmıyor.
Maalesef ülkede 'hukuk güvencesi' kaybolduğu için yabancı yatırımcı gelmediği gibi yerli yatırımcı da yarın endişesi yüzünden yeni yatırımlar yapmaya cesaret edemiyor.
Herkesin bildiği gerçeği tekrarlamanın bir anlamı var mı bilemem ama ekonominin en güçlü sermayesi 'güven'dir. Güven de ancak hukukla sağlanabilir.
Cumhurbaşkanı

4