Müslümanların adalet tasavvuru bağlamında, fıkıh mezheplerinin birer fıkıh ekolü olarak gelişmesi hem ilkesel bütünlük açısından hem de fıkıh düşüncesinin zenginleşmesi açısından yararlı olmuştur.
Ancak zaman içinde, değişen şartlar karşısında fıkhın hayatla bağının zayıflaması hukuki dinamizmin yitirilmesine yol açmıştır. Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun da altını çizdiği gibi, "Hiyel literatürünün gelişmesi, yeni karşılaşılan meselelere fıkıh yerine fetva yoluyla çözüm aranması veya fıkıh dışında iktibaslara gidilmesi de bu sıkışma ile ilişkili bir durumdur." (İslam'ı Yeniden Düşünmek, s.203)
Bu bağlamda belirtmek gerekiyor ki hemen bütün Müslüman toplumlarda, dinin asılları ile hayatın doğal akışı arasındaki ilişki bağlamında gelişen hukuk kültürünün ve de ameli hayatı düzenleyen bütün kuralların "şer'i hüküm" kapsamına alınmasının avantajları kadar dezavantajları da olmuştur.
Zira, tarihin seyri içinde fıkıh alimlerinin rey ve içtihatlarının "şer'i hüküm" kapsamına alınması, bir başka deyişle fıkıhla şeriatın eşitlenmesi hayatın değişen şartları içinde yeni hukuki normların oluşmasını bir bakıma engellemiştir.
Ali Bardakoğlu'nun şu tespiti bu konuda ufuk açıcıdır: "Şeriat kelimesinin hem 'din' hem de 'dini hüküm' anlamında kullanılmakta olması ciddi bir karışıklığa yol açmaktadır. Yine bu tutum geleneğin, olduğu gibi günümüze taşınması ihtimalini içinde barındırdığı gibi, karşılaşılan her olayın cevabının dinde aranması ve bilgi alanı sınırlı olan din bilginlerinin bu konuda yapacağı açıklamaya mahkum kılınması gibi bir sıkıntıya da kapı aralamaktadır. Sonuçta kaçınılmaz olarak işler yolunda gitmediğinde ve kurallar toplumsal ihtiyaç ve talebe cevap veremez olduğunda, kuraldan önce dinin kendisi tartışılmaya başlanmaktadır." (a.g.e, s.204)
Unutmamak gerekiyor ki fıkıh dogmatik bir yapı değildir. Hayatın normal akışı içinde sürekli kendisini yenileyen ve de toplumsal hayatı düzenleyen bir dinamizme sahip olmak durumundadır. Ama ne yazık ki günümüzde fıkıh, hem toplumla diyalektik ilişki içinde olma dinamizmini hem de sorunlara çözüm üretme kabiliyetini kaybetmiş bulunuyor.
Kuşkusuz bu tıkanıklığın en bariz göstergesi, günümüzde fıkıh denilince klasik fıkıh doktrininin akla gelmesidir. Biliyoruz ki Müslümanlar, geçmişte yaşadıkları hayat tecrübeleriyle bir hukuk kültürü oluşturmuşlardır.
Peki bugün fıkıh, modern zamanlarda insanların problemlerine neden çözüm üretemiyor
Çünkü fıkhı dogmatikleştirdik ve onu adeta göklerden gelen bir karar gibi algılamaya başladık. Kuracağımız devlet modeli için çözümü de ekonomik sistemimizin nasıl inşa edileceğinin cevabını da fıkıhtan bekledik.
Sonuçta dini, şeriatı ve fıkhı iç içe geçirerek her derde deva bir 'İslam şeriatı' icat ettik. En dramatik olanı da fıkıhla hayat arasındaki diyalektik ilişkiyi mecrası dışına çıkararak dogmatik alana taşıdık.
Bütün bu mücadelelerimizi, hatta ideolojik bagajlarımızın testini fıkıh üzerinden yapma,

6