Eğitimde kalitenin adresi hukuk devletidir

Okulların açılmasıyla birlikte, yoğun bir şekilde yeniden eğitimin sorunlarını tartışmaya başladık. Artık bütün bir toplum olarak biliyoruz ki; eğitim sistemimiz genç kuşakları geleceğe hazırlayan, onlara bilgi ve beceri kazandıracak bir kalitenin uzağında bulunuyor.

Çünkü bizim eğitim sistemimiz, modern eğitim modellerinin temelini oluşturan bilgi ve beceri kazandırmayı değil, ezberciliği esas almaktadır. Her ne kadar "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" diye pırıltılı bir sistem icat etmiş olsak da bugün milyonlarca öğrencimiz gerek lise gerekse üniversite sınavlarına hazırlık için test çözen 'sınav köleleri'ne dönüştürülmüş durumdalar.

PISA konusunda, Milli Eğitim tarafından seçilen okulların başarısıyla övünmek güzel elbette. Ama Türkiye'deki okulların genel olarak ne durumda olduğuna da bakmak gerekiyor.

Mevcut sistemde, okullarda bir müfredat var ve öğrenciler bütün yıl boyunca hayatta belki de hiç işlerine yaramayacak gerekli gereksiz pek çok bilgiyi ezberliyorlar.

Ancak bu da yeterli olmuyor. Öğrenciler bir de LGS sınavı için test ezberliyorlar. Memlekette test kitapları alanında, adeta büyük bir sektör oluşmuş durumda. Bu sektördeki aracılar, kitapları yayınevlerinden alıp okullara pazarlıyorlar ve hazırlık sınavları yapıyorlar.

Eğer mevcut müfredat LGS sınavında bir işe yaramıyorsa, başarılı olabilmek için mutlaka test kitaplarına ihtiyaç varsa, öğrenciler neden mevcut müfredatı izlemek zorunda bırakılıyorlar ki Bir yıl boyunca test çözsünler olsun bitsin.

Bilgi ve beceriye dayanmayan, öğrencileri yarış atları gibi sadece test çözmeye mahkum eden böyle bir eğitim sistemi olamaz. Eğitimden anladığımız buysa, bu kadar fen lisesine, Anadolu lisesine, meslek okullarına, İmam Hatiplere ne gerek var ki Hepsini kapatalım, test merkezleri kuralım yeter.

Ayrıca eğitimde 'fırsat eşitliği' diye daha ciddi bir problemimiz var ve onu hiç konuşmuyoruz. Anadolu'nu farklı bölgelerindeki pek çok okulda, yeterli sayıda ve kalitede öğretmen olmadığı için kalite yerlerde sürünüyor. Ülke çapında yaşanan bu eşitsizliği her yıl yeniden yeniden üretiyoruz.

Hal böyleyken Milli Eğitim Bakanlığı, eline kalemi alıp "Türkiye Yüzyılı" hayalleri kuruyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin giriş bölümü şu cümlelerle başlıyor mesela: "Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hayata geçirilen bu model; öğrencileri zihinsel, sosyal, duygusal, ahlaki ve fiziksel yönleriyle bir bütün olarak geliştirmeyi amaçlayan beceri temelli ve bütüncül bir eğitim modelidir. Bu model, öğrenciyi yalnızca bilgiyle donatılan bir birey olarak değil; değerleri olan, düşünebilen, üretebilen ve erdemli bir insan olarak yetiştirmeyi hedefler. 'Köklerden geleceğe' anlayışıyla millî ve manevi değerleri korurken çağın gerektirdiği dijital ve akademik becerileri de merkeze alır."

"Köklerine bağlı, erdemli, manevi değerlerini koruyan" nesiller yetiştirmeyi hedefleyen yeni Maarif Modeli, kağıt üzerinde son derece güzel, buna bir itirazımız yok elbette. Ama parlak cümlelerle tarif edilen bu sistemin, halen işleyen eğitim modelimizle uzaktan yakından bir ilgisi yok.

Belli sayıdaki 'proje okullar' hariç Anadolu'daki fen liselerinin, Anadolu liselerinin ve İmam Hatip liselerinin neredeyse tamamı çöp olmuş durumda.