Çözüm adımlarını SDG parantezi dışına çıkarmak mümkün mü

Terörsüz Türkiye adımı, bu topluma büyük acılar yaşatan terör örgütü PKK'nın bütün kötücül fotoğraflarıyla birlikte tarihe gömülmesi konusunda önemli bir adımdı.

Belli itirazlara rağmen, toplumun önemli bir bölümü bu belanın Türkiye'nin gündeminden çıkarılacağı umuduyla "Terörsüz Türkiye" hedefinde ittifak etmişti. Şu ana kadar da hatırı sayılır bir mesafe elandı. Herkesin bildiği gibi PKK kendini feshetti ve silahları bıraktığını açıklamıştı. Bu arada Meclis komisyonu da aylar süren bir mesai harcayarak süreci önemli bir noktaya getirdi.

Her ne kadar işin başında iktidar, sürece biraz mesafeli dursa da özellikle Öcalan'la sağlanan ittifakla birlikte meseleye büyük ölçüde sahip çıktı.

Ancak başından itibaren süreç, Suriye, yani SDG boyutuyla birlikte mütala edilerek yürütülemedi. Bu konuda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın hakkını teslim etmek gerekiyor. O ilk günden itibaren sadece PKK değil, SDG'nin de silah bırakması gerektiğini söylüyor. Şimdi de hala aynı noktada…

Nitekim Şam yönetimiyle SDG uzlaşma sağlayamadığı için iki taraf arasında çatışmalar yaşandı ve Suriye'de inşa süreci sıkıntılı bir koridora girmiş oldu. Bu bilek güreşinin nasıl bir noktaya evrileceğini bugünden kestirmek zor.

Dolayısıyla şimdi, Türkiye'deki süreci derinden etkileyecek olan en kritik safhaya gelmiş bulunuyoruz. Zira "Terörsüz Türkiye"yi tamama erdirebilmek için, Öcalan ve silah bırakan PKK'lılarla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Öyle anlaşılıyor ki SDG meselesi bir çözüme kavuşturulamazsa, iktidarın yasal düzenleme konusunda adım atması pek kolay olmayacak. Doğal olarak şu saatten sonra sürecin kaderi, büyük ölçüde Suriye'nin kaderiyle aynı noktada düğümlenmiş gibi görünüyor.

Aslında şu anda Suriye'de yaşanan kriz, dışarıdan telkinler olmasa, Şam yönetimi ile SDG'nin uzlaşması daha kolay olabilir. Ancak kabul etmek gerekiyor ki iki taraf da kendi başlarına karar verebilme iradesine sahip değiller.

Haklı olarak Türkiye'nin SDG konusunda endişeleri var. PKK silah bırakırken, SDG'nin yeni Suriye yapılanmasında legal bir güç haline gelmesini istemiyor. SDG'nin de sahibi var, onlar da Amerika'yı devre dışı bırakarak adım atamaz. Şam yönetiminin ise bugün itibariyle Türkiye'yi denklem dışında bırakması pek mümkün gözükmüyor.

Ne yazık ki Suriye'deki bu belirsizlik hali, Türkiye'nin çözüm adımları açısından biraz umutsuz bir tabloya işaret ediyor.

Esas talihsizlik, özellikle Suriye bağlamında bölgesel ve uluslararası aktörlerin de oyuna dahil olmasıyla birlikte Kürt meselesinin unutulmuş olmasıdır. Çünkü bugün Kürt meselesini de aşan çok aktörlü bir durumla karşı karşıyayız.

Maalesef Türkiye, Kürt meselesinde bu partiyi çok önceden kaybetti. Keşke, busorunu geçtiğimiz yıllarda demokratik bir zeminde çözmeyi başarabilseydik.

Eğer iktidar Kürtlerin özellikle 'vatandaşlık' tanımına ilişkin taleplerini ve dil meselesini, bütün toplumun demokratik haklarıyla birlikte çözebilseydi, hem PKK'nın elini zayıflatabilir hem de toplumun genelinde bir memnuniyet rüzgarı estirebilirdi.