CHP'ye kayyımdan önce şu enflasyona bir çare üretseniz...

İktidarın özellikle 2018 yılından itibaren bilerek ve isteyerek tercih ettiği irrasyonel ekonomi politikaları yüzünden içine düştüğümüz ekonomik kriz, Mehmet Şimşek'in rasyonel politikalarına rağmen her gün biraz daha derinleşerek hayatımızı kabusa çevirmeye devam ediyor.

Şimdilik Şimşek'in umut dağıtan açıklamalarına rağmen, krizin ateşi yakın vadede sönecek gibi de görünmüyor. Önyargısız bir yaklaşımla Mehmet Şimşek'in rasyonel ekonomiyle ilgili tercihlerini doğru kabul etsek bile atılan adımların eksik olduğu muhakkak. Bu çerçevede, özellikle fantastik ekonomi modelleriyle hem Türkiye'nin çok zaman kaybettiğini hem de ekonominin DNA'sının bozulduğunu unutmamak gerekiyor.

Dolayısıyla problem, faiz-enflasyon-döviz ekseninde palyatif tedbirlerle çözülme aşamasını çoktan geçmiş bulunuyor. Şu anda iktidarın 'ekonomide iyileşme' ile ilgili devreye soktuğu tedbirlerin özeti şu; TÜİK enflasyonu ayarlayacak, Merkez Bankası faizleri düşürecek. Kağıt üzerinde sağlanan iyileşme, dövizi ikna edemezse, Merkez Bankası'nın sübvansiyonuyla döviz baskılanacak.

Ben bir ekonomi uzmanı değilim ama bir vatandaş olarak bu formülün bir kısır döngüden ibaret olduğunu görebiliyorum.

Oysa herkesin bildiği bir gerçek var ki ekonominin en temel ihtiyacı olan unsur 'güven' duygusudur. Bunu sağlayacak olan da yapısal reformlardır, pozitif siyaset görüntüsüdür, en önemlisi de hukuk güvencesidir.

Elimizde şöyle bir Türkiye fotoğrafı var, 19 Mart Ekrem İmamoğlu operasyonuyla başlayan ve adeta bir rutine dönüşen CHP'li belediye başkanlarını teker teker tutuklama harekatı hız kesmeden devam ediyor. Ancak bu tür operasyonlar, AK Partili belediyelerin uzağından bile geçmediği için hukuksal anlamda hiçbir inandırıcılığı bulunmuyor.

Bu arada ülkede, özellikle yolsuzluk operasyonları bağlamında bugüne kadar hiç tanık olmadığımız ilginç bir süreç yaşanıyor. Haklarında yolsuzluk iddiası bulunan bazı CHP'li belediye başkanları AK Parti'ye geçerek adeta bir 'temizlenme'!)' hali yaşıyorlar.

Bu konuda, Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan'ın siyasi tarihimize altın harflerle yazılacak şu ifadeleri başka söze gerek bırakmıyor: "Hakkında yolsuzluk iddiası mı var Önemi yok. Usulsüzlükle suçlanıyorsun Hiç dert etme. İhaleye fesat mı karıştırdın Sorun yok, 'AK-MATİK' var. Her türlü şaibeyi, her türlü siyasi lekeyi tek yıkamada temizleyen, 'aküpak' eden bir ürün. 23,5 yıllık iktidarın yüzde yüz yerli ve milli ürünü. Bir yıkamada, bir rozet değişikliği ile her şey bir anda tertemiz oluveriyor." (13 Mayıs/2026)

Bir bakıma CHP'yi siyaseten devre dışı bırakmak için başlatılan 'Mutlak butlan' davası da adeta bir 'butlan torbası'na dönüşmüş bulunuyor. Bu çerçevede, 'Mutlak butlan' kıskacındaki CHP'nin, Ankara'daki davasına her gün yeni bir dosya ekleniyor. Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü iddianamesinin ardından İstanbul İl Kongresi dosyasının da CHP 38. Olağan Kurultayı iptali davasıyla birleştirilmesine karar verildi. İtirafçı belediye başkanları