Barış, sadece PKK'lılarla sınırlı olursa vicdanlar yaralı kalır

"Terörsüz Türkiye" sürecinin yasal çerçevesini oluşturan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun parlamentoda kabul edilmesi, ülkede barış ve kardeşliğin inşası açısından önemli bir adım oldu.

Kuşkusuz bu henüz ilk adım, zira Kürt meselesinin Türkiye'nin gündeminden tümüyle çıkarılabilmesi için daha kapsamlı adımların atılmasına ihtiyaç var. Yüz yıllık bir sorunu bugünden yarına halletmek elbette mümkün değil. Bunun için zamana ihtiyaç olduğu muhakkak.

Arkasında büyük acılar ve travmalar bırakan bir sorunun çözülmesinde atılan ilk adımların gerek siyasi arenada gerekse toplumsal anlamda büyük oranda konsensüsün sağlanması hiçbir şekilde hafife alınmamalıdır.

Ancak sürecin nihai olarak başarıya ulaşabilmesi için asla ihmal edilmemesi gereken bazı adımların atılması da şart. Biliyoruz parlamentoda kabul edilen çerçeve yasa, dağda silah bırakan PKK'lılarla halen cezaevinde bulunan PKK'lıların yasanın sağladığı imkanlar çerçevesinde kademeli olarak toplumsal hayata karışmalarını ve siyaset yapmalarını sağlayacak. Kısacası, zaman içinde PKK'lılarla barışılacak...

Hemen ifade etmek gerekirse, terör yüzünden gencecik canlarını kaybeden ve hala yürekleri yanmaya devam eden insanların böyle bir yasayı hemen kabul etmeleri beklenmemelidir.

İşte tam bu noktada esas sorumluluk icraat makamında olan iktidardadır. Kapı arkalarında öyle gizli-saklı yollara sapmadan yasanın artılarını ve eksilerini topluma şeffaf bir şekilde izah ederek özellikle acılı yürekleri teskin etmek için büyük bir emek harcanması gerekmektedir.

Kişisel anlamda "Terörsüz Türkiye" çerçevesinde başlayan çözüm adımlarına, başından beri amasız fakatsız destek veriyorum. Eğer Türkiye terör belasından kurtulacaksa, toplumsal barışı sağlayacak çözüm adımları kesinlikle desteklenmelidir.

Ama bu konuda, şu ana adar atılan adımlar çerçevesinde bazı itirazlarım var. Çünkü barış ve kardeşlik adımlarının toplumun bütün kesimlerinin vicdanlarında kabul görebilmesi için sadece PKK'lılarla barışmak yetmez.

Bir kere hemen belirtelim bu yasa, Meclis'te oluşturulan çözüm komisyonunun uzun tartışmalar sonunda hazırladığı ve demokratik perspektif açısından tarihi bir nitelik taşıyan raporun çok gerisindedir.

Maalesef Meclis'te rekor oyla kabul edilen çerçeve yasada, komisyonun hazırladığı rapordaki evrensel hukuk normlarına dayalı şu öneriler dikkate alınmamıştır: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Anayasa'mıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır... AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir."

Çerçeve yasa sadece PKK'lılarla sınırlı tutulduğu için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında verdiği 'hak ihlali' kararı dikkate alınmamış ve Demirtaş cezaevinde unutulmuştur. Aynı şekilde Osman Kavala ile ilgili AİHM'nin