Türkiye son yıllarda ekonomiden hukuka, eğitimden dış politikaya kadar her alanda yaşadığı krizler ve aynı zamanda savrulmalar yüzünden tarif edilmesi zor bir ülke.
Özellikle 'hukuk devleti' anlayışının zaafa uğramasıyla birlikte, yargı siyasetin sert rüzgarlarıyla sarsıldığı için adalete olan güven büyük bir yara almış bulunuyor.
Son yapılan kamuoyu araştırmaları da bu acı gerçeği teyit eder nitelikte. Araştırmalara göre, adalete ve yargı sistemine güvenmeyenlerin oranı yüzde 72'ye yükselmiş bulunuyor. Daha da vahim olanı, 'iktidar yargıya müdahale eder' diyenlerin oranının yüzde 71 olmasıdır.
Bu arada yargı konusunda en dikkat çekici uyarı AK Parti seçmeninden geldi. Gündemar Araştırma'nın 23-26 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği "Türkiye Gündemi" araştırma sonuçlarına göre, AK Parti seçmeninin yüzde 55'i de adalet ve yargıyı en büyük demokratik sorun alanı olarak gösterdi.
Kabul etmesi zor olsa da ne yazık ki bu tablo, Türkiye'nin 'hukuk devleti' olma özelliğini hızla kaybettiği konusunda bizi sert bir şekilde uyarıyor.
Kuşkusuz bu durumun en büyük müsebbibi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte anayasada 'kuvvetler ayrılığı' ilkesi var olmasına rağmen fiilen 'kuvvetler birliği' prensibinin uygulanıyor olmasıdır.
Zira artık hepimiz biliyoruz ki bir bakıma, Türkmenistan modelini esas alarak icat ettiğimiz bu alaturka sistemde, yasama da yargı da yürütme de doğrudan Cumhurbaşkanının emir-komutasına tabi olmuş durumdadır.
Ancak öylesine tuhaf bir ülke ki burası... Bir tarafta yargı, bağımsız ve tarafsız olma kabiliyetini büyük ölçüde kaybettiği için toplumda adalete hasret ağıtları yükselirken, özellikle iktidar çevrelerinin pırıltılı hukuk ve adalet söylemleri sanki bir 'hukuk devleti' varmış illüzyonu oluşturuyor.
En son Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, Danıştay'ın 158. Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yaptığı konuşmayı dinlerken, hangi Türkiye'de yaşadığım konusunda tereddütler yaşadığımı itiraf etmem gerekiyor.
Bu işte bir yanlışlık var. Ya Cumhurbaşkanı Erdoğan, henüz Türkiye'de var olmayan bir 'hukuk devleti' tasavvurundan söz ediyor ya da gerçekten biz, cumhurbaşkanının var olduğunu söylediği o Türkiye'nin farkında değiliz.
Hukuksuzluğun, adaletsizliğin zirve yaptığı mevcut Türkiye gerçeğinde 'hukuk', 'adalet' gibi kavramlar konusunda yorumlar yapmanın bir anlamı var mıdır bilemem ama Erdoğan'ın adeta bir hukuk manifestosu niteliği taşıyan sözlerinin altını her şeye rağmen bir kez daha çizmekte yarar var.
Günümüzde hukuku, insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kamilen tanımlayamadıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda hayatta olmayan, Türkiye'nin değerli hukukçularından Prof. Dr. İlhan Özay'ın "Gün Işığında Yönetim" kavramı üzerinden şunları söylüyor: "Modern anlamıyla hukuk devleti, gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır, herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple 'Allah devlete zeval vermesin' demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir, adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur, ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur."

16