Bu ülkenin kendi kendine yaptığı haksızlıkları, bazılarının toplumun ayarlarını hamasetle şekillendirmek için kullandığı "dış güçler" bile yapamaz herhalde… Epey bir süredir 'hukuk devleti'ni askıya aldığımız için, "Hz. Ömer adaleti" sloganlarıyla durumu idare etmeye çalışıyoruz.
Ancak ülkede o kadar büyük bir adalet açığı var ki sloganlarla ve hamaset nutuklarıyla geçici bir süre için bile vaziyeti idare etmek mümkün görünmüyor.
Maalesef Türkiye özellikle son on yılda 'hukuk devleti' olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiş bulunuyor.
Siyasetin yönlendirmesine açık hale getirilen yargı sisteminin verdiği kararların toplum vicdanında bir karşılığı bulunmamaktadır.
Çünkü evrensel hukuk normlarının adeta yok sayılarak verilen her karar, sanki siyasi iktidarın talebi doğrultusunda şekillendiği gibi bir algı yaratmaktadır.
Böyle bir algının oluşmasında, siyasi iktidarın son derece belirleyici olduğu gerçeğinin altını çizmekte yarar var. Bu durumu kabul etmek iktidar açısından zor olsa da uygulamalarıyla, adeta adalete karşı bir savaş görüntüsü vermektedir.
Unutmayalım ki siyasi tarihimizde yaşanan darbe dönemlerinin icat ettiği 'vesayet' uygulamaları yüzünden toplumsal hafıza zaten yaralı durumdadır.
Bugün iktidarın 'siyaset mühendisliği' üzerinden gerçekleştirdiği operasyonlar, doğal olarak zihinlerde yeni bir 'vesayet' algısı yaratmış bulunuyor. Haliyle geçmişin vesayet uygulamalarıyla benzerlikler oluşturan bu durum, insanlarda "demek ki vesayet kaderimizmiş" cümlesinde ifadesini bulan bir umutsuzluk dalgası yaratmaktadır.
Kabul etmesi zor olsa da hukuku kaybettiğimiz için tarifi imkansız acılar ve sıkıntılar içindeyiz. Eğer bir gün adalete karşı savaşa ara verip, hayatımızı kuşatan acı gerçeklere daha yakından bakmayı becerebilirsek belki bir çıkış yolu bulabiliriz.
Aksi taktirde ekonomik kriz, fukaralık, eğitimdeki çaresizliğimiz, dış politikadaki vizyonsuzluğumuz, şehircilikteki köylülüğümüz kaderimiz olmaya devam edecek demektir.
Mesela eğitimdeki içler acısı halimizi tarif etmekten o kadar yorulduk ki yeni şeyler söylemek için kelimeler bile kifayetsiz kalıyor…
Şu anda Türkiye, OECD ve PISA verilerine göre eğitim kalitesi genel sıralamalarında 137 ülke arasında 99. sıraya kadar gerilemiş bulunuyor.
Sadece eğitim kalitesi anlamında değil, öğrencilerin yeterince beslenememesi gerçeği ile de karşı karşıyayız. Bu çerçevede, Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, 12 Mart Dünya Okul Yemekleri Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye'de milyonlarca çocuğun okula aç gittiğini belirterek ücretsiz ve sağlıklı okul yemeğinin tüm çocuklar için temel bir hak olarak hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Acı gerçek şu ki Türkiye'de her üç çocuktan biri okula aç gidiyor... Çocuklar yeterince beslenemiyor.
Bunun sonucu olarak;
Türkiye'de 5 yaş altı bodurluk oranı yüzde 5,5.
Çocukların yüzde 6'sı aşırı zayıflık riskiyle karşı karşıya.

4