Adalet ahlaki bir zemine dayanmak zorundadır

Gerek Kur'an ve Sünnet gerekse diğer İslami kaynaklarda bireyin ahlaki erdemlerle donanımı, bireysel ve toplumsal düzenin sağlıklı işleyişi için adaletin düzgün işlemesine özellikle vurgu yapılmıştır. Bir başka deyişle, ahlaki bir zemine dayanmak zorundadır.

İslami kaynaklarda ahlak ve hukuk kavramının geniş bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, bunlardan çıkan sonuçlara göre, adalet kavramının tanımını şöyle yapıyor: "Adalet her bir bireyin ruhunda ahlaki erdemlerin düzenli ve uyumlu şekilde yerleşmesiyle oluşan, bireysel ve toplumsal ilişkilere dürüstlük ve güvenilirlik kazandıran; insanlar arasında hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine riayet edilmesini, bireysel ve toplumsal ilişkilerin sürdürülmesini sağlayan temel erdemdir." (Kur'an'ın ahlak Çağrısı, s.172)

Ahlak ve adalet arasındaki ilişki, çağdaş hukuk teorisinin de en temel meselelerinden birisidir. Kuşkusuz bu iki kavram, sadece teorik anlamda değil, aynı zamanda günlük hayatın pratiğini şekillendiren bir özelliğe sahiptir.

Maalesef son yıllarda adalet-ahlak arasındaki bağın kopması yüzünden, siyasal ve hukuki çöküşler giderek daha da derinleşmiş bulunmaktadır.

Bu konuda, Prof. Dr. Doğu Ergil'in şu tespitinin altını çizmek gerekiyor: "Adalet, çoğu zaman hukukla özdeşleştirilse de hukukun ötesinde bir anlam taşır. Zira hukuk her zaman adil değildir; tarih, meşru görünümlü adaletsizliklerle doludur. Bu noktada devreye ahlâk girer. Ahlâk, bireylerin ve toplumların 'iyi' ve 'doğru' olanı sezgisel veya akli yollarla ayırt etmesini sağlayan değerler bütünü olarak işlev görür. Dolayısıyla adil bir düzenin varlığı, sadece yasaların varlığına değil, o yasaların ahlâki bir zemine dayanmasına da bağlıdır" (Adalet ile ahlâk arasındaki kopmaz bağ, Medyascope-2025)

Mustafa Çağrıcı Hoca, Ragıp el- İsfehani'nin, Kur'an ve hadislere dayanarak, "adaletin, Allah'ın her türlü yanlışı düzelten terazisidir" tespitinde bulunduğunu söylüyor. Prof. Çağrıcı kitabında ayrıca, İsfehani'nin adaletin psikolojik-ahlaki motifini ve ahlakın estetikle münasebetini de belirten şu ifadelerine yer veriyor:

"Her ahlaklı insan ruhu adaletli bir iş yapıldığını işitince lezzet ve mutluluk duyar, tersini işitince de rahatsız olur. Bundan dolayı zalim bir yönetici bile başkasının adaletli davrandığını gördüğünde veya duyduğunda bundan memnuniyet hisseder... Adalet ve eşitlik/denge (müsavat) ilkelerinin 'güzel' oluşundan dolayı alemde düzensiz olan her bileşik şey insan ruhuna bir tün elem verir; çarpık ve düzensiz yapılar sevilmez, insanı huzursuz eder" (Kur'an'ın Ahlak Çağrısı, s.175)

Kuşkusuz 'adalet' sadece hukuki normlar bütününden ibaret değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk temeline de dayanmaktadır. Aynı şekilde 'ahlak' kavramı da adaletten bağımsız düşünülemez. Thomas Hobbes, Leviathan'da "adaletin olmadığı yerde, ahlâki yükümlülükten söz edilemez" derken tam da bunu kastediyor olmalı...

Marmara üniversitesi ilahiyat öğretim üyesi, ayrıca Harvard ve Yale üniversitelerinde Yakın Doğu Dilleri ve Medeniyetleri bölümünde misafir öğretim üyeliği yapmış olan Hümeyra Karagözoğlu Özturan'ın, Hobbes'un Ahlâk Felsefesi Üzerine değerli bir çalışması var.

Hobbes'un "ahlak-hukuk ilişkisi"