Sercan Ceylan'ın Edebiyat ve Hafıza Türk Roman ve Öyküsünde Hafızanın İşlevleri adlı kitabı, Hece Yayınları tarafından yayımlandı.
Edebiyat 'satır'lar ile 'sadır'ların müşterek mahsulüdür. Buna yazılı ve sözlü edebiyat da diyebiliriz. Edebî mahsuller roman, hikâye, şiir, deneme türleriyle topluma sunulacağı gibi masallar, türküler, ninniler, atasözleri ve deyimlerle de ifade edilebilir. Ben sohbet toplantılarındaki konuşmaların da bu ikinci kısma dahil edilebileceğini düşünüyorum. Mesela edebî mahfillerin kıymetini kim inkâr edebilir Kültürün, sanatın, edebiyatın konuşulduğu sohbet meclisleri birer edebî vaka değil mi Kıymeti bilinmeli bu modern âşık kahvelerinin. Hüseyin Baykara Meclisleri'ne kadar uzanmayacağım ama tarihî bir temeli var bu sohbetlerin. Osmanlı'da da muhtelif şekillerde tezahür etmiştir. Anadolu'nun bazı şehirlerinde 'sıra gecesi', 'yaren gecesi' olarak ortaya çıkıyor bu sanat hadiseleri. Cumhuriyet dönemi Türk fikir ve edebiyat hayatında edebî mahfillere çok rastlarız. Bu buluşmalar, kahvehane, pastahane veya lokantalarda yapılabildiği gibi kimi edebiyatçılar da evlerini bu faaliyetlere ayırmış; haftanın belli günlerinde mekânlarını şairlerin, yazarların ve sanatçıların birlikte olmalarına açmışlardır. Bu konuda yeni yeni araştırmalar ve incelemeler yapılıyor. Mesela 'Küllük' ve "Marmara Kıraathanesi' bu vadideki iki çarpıcı, kâmil, güzel örnek. Elbette aynı ismi taşımasa bile bugün bu yolda sebatla devam ettirilen kültür sanat toplantıları, edebiyat meclisleri bulunuyor. "Bâbıâli Sohbetleri"nin 15 yıldan beri sürmesi bu kabil hizmetleri küçümseyenleri düşündürmeli. Hiç kimseyi zorla, 15 yıl boyunca bir topluluğun içine dâhil edemezsiniz. Üstelik bu toplantılar, dinî veya fikrî kaygılarla da gerçekleşmiyor. Son yıllarda yeni başlayan ve giderek ilgi uyandıran bazı mahfiller oluştu şükürler olsun. Eyüpsultan'ın Ebedî Sakinleri, İstanbul Sohbetleri, Fatih'in Ebedî Sakinleri, Üsküdar'ın Ebedî Sakinleri, Sultanahmet Sohbetleri, Gaziantep'in Ebedî Sakinleri ve Sakarya'nın Ebedî Sakinleri, bugün büyük bir hizmet boşluğunu dolduruyor. Yaklaşık 15 yıl önce Zeytinburnu'nun Ebedî Sakinleri ile başlanmıştı bu projeye. Temel derdimiz, hedefimiz, gayemiz "Nesillerin Buluşması"nı sağlamaktı. Hamdolsun ki bu yolda büyük mesafe alındı. Şimdi Yeni Dünya Vakfı'nın Cağaloğlu Yerleşkesi'nde (Hasanpaşa Medresesi) "Yeni Dünya Sohbetleri" başladı. Mahmut Göksu, Abdullah Tümsek, Dursun Gürlek, Mustafa Armağan, Fuat Başar, Nurettin Taşkesen, Mesut Uçakan ve Hikmet Barutçugil pazartesi günü gerçekleşen bu sohbet meclislerine iştirak ettiler. Unutulmayacak sohbetlere şahit olduk. Hatiplerin konuşmalarından sonra dinleyiciler yönelttikleri sorulara cevaplar aldı. Fikirleriyle ortama katkıda bulunanlar oldu. Velhasıl her sohbet meclisinde âdeta ayrı bir beyin fırtınası esti. Feyz alındı, istifade edildi. Gençlerin ilgisi de bu mekânlara giderek artıyor. Yarın Bâbıâli'de günümüzün mümtaz mimarı Necip Dinç, bu tarihî mekânda "Geçmişten Günümüze Mimari Mirasımız"ı anlatacak. Yazımızın başında "sadır"dan bahsetmiştik; bu kadarcık izahla yetinelim isterseniz. Şimdi de "satır"lara yönümüzü çevirelim. Satırlara yani kitaplara...
Türkiye'de edebiyatımıza en fazla hizmet eden kuruluşlar arasında Hece Yayınları da bulunuyor. Ustaların ve gençlerin, akademisyenlerin ve serbest yazarların kitapları bir arada titizlikle hazırlanıyor ve edebiyat âlemine takdim ediliyor. Bugünlerde Sercan Ceylan'ın, Edebiyatı ve Hafıza Türk Roman ve Öyküsünde Hafızanın İşlevleri isimli eseri neşredildi. Hacimli kitabın "Önsöz"ü şu satırlarla başlıyor: "Kurmaca metinler olması mümkün dünyaları anlatıyor ve muhayyel bir değerler sistemine dayanıyor da olsalar nesnelerin, varlıkların, duyguların ve işaretlerin hafızasını taşırlar." Yazarımız çok geniş bir dönemi 'edebiyat ve hafıza' açısından inceliyor. Ahmet Mithat Efendi'den başlanıyor Orhan Pamuk'a kadar geliniyor. Toplamda 36 eser. Kitabı hazırlarken "psikanalatik ve felsefi olgulardan yararlandığını" belirten Ceylan, büyük emeklerin, uzun çabaların ve titiz bir çalışmanın ürünü olarak vücut bulan eserin hazırlanış safhasını ayrıntılı olarak anlatırken, "Hatırlama, hatırlatma, çağrışım ve hafızanın sistematik anlatısına dayanan göstergelerine odaklanmaya çalıştım." diyor. Teşekkür faslından sonra Cemil Meriç'in Jurnal'de geçen şu sözlerine yer veriliyor: "Fikirler kelebek gibi, onları hafızaya iğnelemeye kalkınca bir toz yığını hâline geliyorlar... Yazabilsem benim de hürriyetim olacak. Belki yaşadığımı ve yaşamaya layık olduğumu hissedeceğim. Bu zavallı satırların hiçbir okuyucusu olmasa bile." Birinci bölümde "Giriş"e rastlıyoruz: "Edebiyat ve Hafıza Araştırmalarında Kuramsal Temeller". Araştırmacımız ikinci kısımda "Hafızanın Kavramsal Kökleri ve Hatırlama Biçimleri"ne eğiliyor. Takip eden bölümde, "Türk Roman ve Öyküsünde Hafıza ve Hafızanın İşlevleri" bulunuyor. Dördüncü kısım: "Türk Roman ve Öyküsünde Hafızanın Görünme Biçimleri". Eserin sonunda "Sonuçlar, Tartışmalar ve Öneriler" var. Zengin bir "Kaynakça"yı bulmak bizi şaşırtmıyor. Zihin yorucu, ufuk açıcı, eleştirel, düşündürücü ve faydalı bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat ve Hafıza'dan sonra Hece'den üç inceleme kitabı daha okuyoruz. İlki Zamanın Tik Takları Şule Grübüz Yazını adını taşıyor. Emel Aras'ın çalışması. Eserleriyle Türk edebiyatında kendisine yer ve yol açan edebiyatçılar hakkındaki bu tür tematik kitapların çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Geçmişte bu tür eserler azdı. Son zamanlarda üniversitelerimizin çoğalmasıyla birlikte ilmî bereketin ülkemizi sardığını söylemeliyiz. Bütün mesele hocalarda! İyi hocalar, daha önce yapılmış mezuniyet, yüksek lisans ve doktora tezlerini öğrencilerine vermedikleri zaman ortaya esaslı ve orijinal araştırmalar çıkıyor. Yalnız hocaların da dikkat etmesi gereken mühim husus, 'popüler', 'ünlü' ve 'medyatik' isimlerin tercih edilmesine mâni olmaktır. Bugün unutulmuş yüzlerce şairimiz, romancımız, hikâyecimiz, denemecimiz, tiyatro yazarımız bulunuyor. Çoğunu son çeyrek yüzyılda keşfetmeye çalıştık. Mesela niçin "Ziya Osman Saba'da Ölüm Düşüncesi", "Safiye Erol'un Osmanlı Şehirleri: İstanbul, Bursa, Edirne", "Bahaeddin Özkişi'nin Yaşadığı Fatih'te Mahalle" gibi tezler de düşünülmez Danışılsa daha yüzlerce konu var ama... İnşallah üniversite hocalarımız ve talebeleri, bu kabil unutulmaz tezlere de birlikte imza atarlar. Üçüncü inceleme kitabımız Şerife Şimşek'in hazırladığı Remziye Hisar'ın Paris Mektupları. Cumhuriyet'in ilk kadın kimyacılarından birinin mektuplarının toplanması ve kitaplaştırılması önem arz ediyor. Mıchel Raımond'un Fransız Devriminden Günümüze Roman incelemesini Türkçeye aktaran Dr. Mehmet Yazgan.
Hece, edebiyatın diğer türlerine olduğu gibi şiire de önem veriyor. Zaten yeni yayımlanan üç şiir kitabı, bu kanaatimizi pekiştiriyor. Faruk Uysal'ın 'toplu şiirler'inden oluşan Gün Günden Kırmızı, 376 sayfa. Şiir kitapları, inceleme, günlük ve tercümeleri bulunan Uysal, kendine özgü bir şiir dili kurabilmiş usta şairlerimizdendir. Elimizdeki Toplu Şiirler'i, 1978-2026 yılları arasında kaleme aldığı şiirlerden oluşuyor. Ben şiir kitaplarını okurken kendime metin seçtiğim gibi bana hitap eden mısraları da işaretlerim. Mesela insanoğlunun serencamını tarif ve tasvir eden "Son/Bahar" dikkatimi çeken böyle bir dörtlük: "Dalından düşüyorsa yaprak bunun bir anlamı olmalı/Herkes ayvaya gidelim diyor, benimki nar olmalı/Ben derim günlerin en güzeli sonbahardır/Son bahardır insan buna inanmalı." Şairin metafizik ürpertileri sırtlayan mısraları vardır. "Ben henüz hazır değilim Tanrım sensiz bir öyküye" gibi... Şairimiz belli ki düşünmeyi seviyor ama okurunu düşündürmeyi de istiyor. "Bir Deniz Gecesi"nde farklı ummanlara kulaç atmaya başlarız: "Hep aynı döngüde, aynı şiddette/Bir parlayıp bir kaybolan dalgalar/Şeyler, şey olmanın dünyasını dolduran şeyler/Ay ve yıldızlar, uzaklar, yakınlar.../Bu büyüklüktür Tanrım seni görünmez kılan/Dağılmak, ayrılmak ne mümkün huzurdan." Şair, 2021 yılının Ramazan Bayramı'nda "Uzun Saltanat Tarihimize Bir Dipnot Denemesi" yapıyor ve şiirini şu mısralarla tamamlıyor: "Mesela Üçüncü Mehmet'in tahta çıktığı gün/Buz kesmişti Boğaz boydan boya/Ay dahi donup kalmıştı gökyüzünde/Aslan soyundan gelen aslan olur/Aslan olan sultan olur millete sahip olur./Bu damardan beslendi medeniyetimiz/Kulluğumuz bu damardan/Yaşadık biz bu şanlı saltanatı, yine yaşarız." Gün Günden Kırmızı'da bazı kişilere adanmış şiirler var. Biri de Sezai Karakoç merhum adına. "Sezai" şiirindeki şu mısraları ben çok sevdim: "Şairdir/Ne zaman bir şiire başlasam/Kırk bir ata eyer vururken rastlarım bulutların üstünde/Kolay kolay ayrılamam ondan/Öylesine içine almış ki ölümü ve dirimi/Şiir olmayacak hangi şeye el atsam/Gelir bir taraftan karışır işime/El uzatır dostlukla ve cömertçe."

29