Kendi Gök Kubbemiz

Yahya Kemal'in şiirlerinde 'bütün değerlerimizi' savunan bir mütefekkirdir iddiası, tarihimizin hangi döneminden bahsettiğimize bağlı olarak değişir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Yahya Kemal'i Türk medeniyetinin değerlerini şiir yoluyla koruyup aktaran bir entelektüel olarak sunmaktadır; ancak yazının başındaki Filistin-İsrail çatışmasına ilişkin sert ithamlar ile şairin 'aşk' ve 'ölüm' temaları arasında kurulan köprü, medeniyetin tanımını kimlerin yaptığı sorusunu gündeme getirmektedir. Osmanlı'nın 'din ve vicdan hürriyeti' sağladığı iddiası ile günümüz jeopolitik söylemi aynı çizgide mi hareket etmektedir?

Büyük medeniyetlerin kurucu sanatkârları vardır. Yahya Kemal Beyatlı da, 20. Yüzyıl'da yaşamış mütefekkir sanatkârlarımızdandır.

Barbar İsrail ve suç ortağı ABD, dünyanın gözü önünde başta çocuklar ve kadınlar olmak üzere Filistin, Lübnan ve İran'da masum sivilleri katletmeye devam ediyor. Bu terörü gerçekleştiren suç şebekesi, vicdanlı bütün insanların nefretini üzerine çekiyor. Siyonist İsrail, barış masasının kurulduğu gün bile 357 Beyrutlu Müslümanı alçakça katletti. Cinayetleri küstahça işleyenler, bunun hesabını eninde sonunda mutlaka verecek. Masumların ahı elbette tutacak; mazlumların kanları yerde kalmayacak. Bu hazin manzaraları gördükçe bizim ne kadar büyük medeniyetler kurduğumuzu bir kere hatırlıyor, ecdadımıza olan hürmet ve muhabbetimiz artıyor. 634 yıl ayakta duran ve üç kıtada hüküm süren büyük Osmanlı Devleti, gittiği yerlere medeniyet götürmüş, bayındırlık hizmetleri yapmış, fethettiği topraklarda yaşayan farklı dinlere mensup insanlara din ve vicdan hürriyeti imkânını sağlayarak gönüllerini kazanmıştır. Selçuklular ve diğer devletlerimiz de böyledir. Bu parlak medeniyetlerin kurucuları, inşa ettikleri devletleri ilim ve sanatla geliştirmiş, büyük sanatkârları ve allameleri yetiştirmiş, onları ihtimamla korumuşlardır.

Yahya Kemal, bizim 20. Yüzyılda yetiştirdiğimiz en büyük şair ve mütefekkirlerimizdendir. Şaheser şiirleriyle ve mana dolu sözleriyle toplumumuza yol gösterip yön vermiş, efsane hayatıyla abide şahsiyet olarak göz kamaştırmıştır. "Mısra benim haysiyetimdir." diyen Beyatlı, şiire ve Türkçemize verdiği üstün değer sayesinde sanatkârlar, şairler için de numune-i imtisal olmuştur.

YAHYA KEMAL'İN BÜTÜN ŞİİRLERİ

Bugünlerde elimden düşmeyen bir eser var: Prof. Dr. Mehmet Samsakçı'nın büyük bir titizlikle hazırladığı, Vakıfbank Kültür Yayınları'nın İstanbul Fetih Cemiyeti ile birlikte yayımladığı Yahya Kemal Bütün Şiirleri. Büyük boy, 680 sayfalık eser, gözü ve gönlü okşayan kapağı ve mükemmel iç baskısıyla kütüphanelerin şimdiden nadir ve nadide bir kıymeti oldu. Üstadın bütün şiirlerinin toplandığı eserde, daha önce müstakil olarak İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından neşredilmiş olan Kendi Gökkubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyle ile Rubâîler ve Hayyam Rubâîlerini Türkçe Söyleyiş isimli üç kitabı bir araya getirilmiş bulunuyor. Bu 'eleştirel basım'ın, iyi şairlerin külliyatını ellerinden ve evlerinden eksik etmeyen edebiyatseverlerin kütüphanelerini süsleyeceğini biliyorum. Girişte, şairimizin romantik bir fotoğrafı ile birlikte şu mısralarını okuyoruz: "Yâ Rab ne müsâvatı ne hürriyeti ver/Hattâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver/Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim/Yâ Rab bana bir ses yaratan kudreti ver" Mehmet Samsakçı'nın "kitap hakkında"ki yazısında, Yahya Kemal'in "Türk şiirinin vazgeçilmez bir 'realite'si olduğu vurgulanıyor. "Döndüm bütün bütün vatanın kâinatına" diyen şairimizin gerek şiirlerinde gerekse nesirlerinde bizim sesimiz duyulur, nefesimiz hissedilir, fikirlerimiz kanatlanır. Eserin yeniden neşrinin serencamını anlatan Samsakçı, şairin bazı şiirlerini 40 yıl gibi uzun sürede tamamladığına dikkatimizi çekerek onun fevkalâde hassasiyetini ve dile olduğu gibi şiire de 'vehmi' bulunduğunu hatırlatır.

40 YIL BEKLENEN KİTAP

Her üç şiir kitabının başında hocamızın mufassal takdimleri var. Bu metinlerde eserin ilk yazılış safhasında günümüze kadar gelişinin hikâyesini özlü biçimde okuyoruz. "40 Yıl Beklenen Kitap Kendi Gök Kubbemiz" başlığı altında şaheserin serencamından bahsediliyor. Şairimizin, Nihad Sâmi Banarlı'nın himmetiyle 11 Mart 1956'dan 16 Haziran 1957'ye kadar 15 ay boyunca her hafta Hürriyet gazetesinde yayımlanan 65 şiirin bu eserin özünü teşkil ettiğini öğreniyoruz. Şairin şiirlerini ithaf ettiği kişilere dair bilgiler ile bu zatların Beyatlı'ya dair fikirleri de kayda değer bir katkı olmuştur. Şiirimizi taçlandıran eserle alakalı olarak şu satırları okuyalım: "Kendi Gök Kubbemiz, Tanpınar'ın tabiriyle 'estetikten feragat etmeksizin sosyale açıl'masını bilen Yahya Kemal'in Türk şiirindeki büyük hamlesini en net biçimde ortaya koyan, Türk kültür ve medeniyetini asırlar içerisinde ve farklı kıtalar üzerinde yapan ve yansıtan millî unsurların, aynı zamanda bütün büyük şairlerin vazgeçilmez temlerinden olan aşkın ve ölümün en doğal ve asil bir dille işlendiği şiirlerden oluşan büyük bir eserdir."

Şiirlerin şairin el yazısı ile yazılmış, hâlleri, gazete ve mecmualarda çıkan şekilleri, şairimizin orijinal fotoğrafları kitabı süslüyor. Düşülen şerhler, sayfa altlarındaki dipnotlar esere ayrı bir değer katıyor. İnanıyorum ki şiirimizi sevenler ve edebiyata değer verenler, Yahya Kemal Beyatlı Bütün Şiirleri'ni bir an önce edinip kütüphanelerine kazandıracaklardır. Bizleri şairimizin saltanatlı şiirlerinden "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" karşılıyor: "Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,/Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye'de." Mısralardaki her kelime, birer mermer taş gibi gönlümüzde yükseliyor ve ruhumuzu inşa ediyor. Nihayetinde bu mabetteki son taşları, Mimar Sinan gibi Yahya Kemal döşüyor: "Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,/Çok şükür Tanrı'ya, gördüm, bu saatlerde yine/Yaşıyanlarla berâber bulunan ervâhı./Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı."

BİR BAŞKA TEPEDEN

"Açık Deniz", "Itrî", "Bir Tepeden" sırada. "Bir Başka Tepeden" şiirinin ilk kıtasını çok severim: "Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!/ Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer./Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!/Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer." Okul ders kitaplarında okuduğumuz "Akıncı" şiirini unutabilir miyiz peki: "Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik;/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!" Şairimiz, mazideki büyük zaferlerimizi anlatırken onların dinî heyecanla kazanıldığını hatırlatır. İmanlı yürek taşıyan neferlerimiz "Mohaç Türküsü"ndü şöyle tasvir ediliyor: "Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı;/Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı./Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,/Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!" Şehadet şerbetini içip "dünyâya vedâ eden"lerin yaşadıkları anlatılıyor bu mısralarda: "Bir bir açılırken göğe, son def'a yarıştık;/Alah'a giden yolda meleklerle karıştık./Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;/Gördük ebedî cedleri bir anda yakından!/Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle berâber;/Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle berâber./Lâkin kalacak doğduğumuz toprağa bizden/Şimşek gibi bir hâtıra nal seslerimizden!"

FETHİ GÖREN ÜSKÜDAR