Soykırımcı İsrail terör örgütünün Filistin topraklarında yaptığı hırsızlıklar, Mustafa Armağan'ın Çalınan Toprak kitabında dile geliyor.
İnsanlık olarak bir milatın eşiğindeyiz. Dünyanın tarihi yeniden yazılıyor. İki sömürgeci güç ABD ve Çin, bir araya geliyor ve tuhaf ki anlaşıyorlar. Düşman zannedilen bu iki emperyalist ülke acaba nasıl oluyor da birbirlerine karşı biledikleri baltaları toprağa gömüyor ve yeni planları tezgâhlıyorlar. Rusya'yı Ukrayna ile meşgul eden kanlı Batı emperyalizmi İslam âlemi için ne düşünüyor Hayırlı bir düşünce olduğunu söylemek mümkün mü Tarih boyunca insanlara, bilhassa Müslümanlara zulmeden "zalim Garp kuvvetleri" neyin peşindeler, hangi hesapların ardındalar Ömrünü Kudüs ve Filistin davasına adayan Eyüp Güzel kardeşim yıllar önce bana "Kudüs dünyanın kilididir. Orayı anlamadan dünyadaki gelişmeleri kavramak mümkün değil." demişti. Ne kadar haklı olduğunu gelişmeler açıkça gösteriyor.
Fikirleri, eserleri ve sohbetleriyle tanınan, gençlerin gıpta ile takip ettiği ve kitaplarını okuyup istifade ettiği tarihçi, araştırmacı yazar Mustafa Armağan, çok önemli bir esere imza attı: Çalınan Toprak – Filistin'in Sömürgeleştirilmesi. Pazartesi günü Yeni Dünya Vakfı'nda "Yeni Dünya Sohbetleri"nde konuşan Armağan, kalabalık bir dinleyici kitlesine bölgemizdeki hakikatleri anlattı ve kanlı Siyonist İsrail'in asıl çirkin yüzünü ve gerçek niyetini gösterdi.
AYDINLAR SORUMLU
Önce şu gerçeğe işaret etmek isterim. Aydın geçinenler, münevver olduğu iddiasında bulunanlar, yani şairler, yazarlar, sanatkârlar mensup oldukları topraklarda cereyan eden hadiselere bigâne kalamazlar. Yurtlarında veya yeryüzünde cereyan eden zulme lakayt kalamazlar. Şayet insani konularda ilgisiz duruyorlarsa, bu onların en hafif tabirle ahlaksızlığını gösteriyor. Bunun sağ solu da yoktur. Benim gibi sizin de dikkatinizi çekmiştir. Sağda veya solda aydın geçinen bazı zevat, gerek aziz milletimizin destan yazdığı 15 Temmuz ihanet gecesi, gerekse İsrail terör örgütünün yıllardır yaptığı katliamlar hakkında tek kelime etmiyorlar. Feryatları duymuyorlar, acı manzaraları görmüyorlar. Manen olduğu gibi maddeten de körleşmiş ve sağırlaşmışlar. Bu suskunlar güruhu aynı cephenin mensuplarıdır. Diğer bütün darbelerin olduğu gibi 15 Temmuz FETÖ kalkışmasının da tezgâhlayıcısı, hamisi ve planlayıcısı ABD'dir. Ve bu yarı aydınlar bu 'süper güç'le karşı karşıya gelmek istemiyorlar. Bugün dünyanın başına bela olan İsrail'in de arkasındaki en büyük güç bu menhus devlet ve yandaşları değil mi O zaman şuna inanmak zorundayız. Gerek 15 Temmuz hain kalkışmasına, gerekse İsrail zulmüne itiraz etmeyenler, sessiz kalarak onaylayanlar esasen bu zalim emperyalist şebekenin adamlarıdır. Gerisi laf-ü güzaf. İsterlerle en iyi şiirleri yazsınlar, en iyi romanlara imza atsınlar, en iyi filmleri çeksinler hiç önemi yok! Yüzleri milletimizin ve ümmetimizin nazarında hep kara, kapkara olarak kalacaklardır. Milletinin, devletinin ve ümmetinin yanında olmayan aydından hayır gelmez. Böyle çok 'ünlü' bazı şair ve yazarları 15 Temmuz'dan sonra gözümden çıkardım, gönlümden silip attım. Siz de çekinmeden yapabilirsiniz. Zira bunlar zulmü yapmasalar da zalime ses çıkarmayanlardır. Malumdur: "Zulme rıza zulümdür." Cenabı Allah zalim aydınların şerrinden hepimizi muhafaza eylesin.
ÇALINAN TOPRAK
Gerek Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, gerekse Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, konuşmalarında sıklıkla İsrail'in hem "katilliği"ne hem de "hırsızlığı"na işaret ediyorlar. Bazı televizyon ve radyolarımız Gazze, Kudüs ve Filistin haberlerini verirken "Katil İsrail..." diye başlıyor. Doğrusu budur. İsrail'in hunharlığı, vahşiliği, bebek katilliği bütün dünyaca yayılmalı ve kabul edilmelidir. Mustafa Armağan'ın Çalınan Toprak Filistin'in Sömürgeleştirilmesi isimli eseri tam zamanında günışığına çıktı. Bu eseri ve Armağan'ın bundan sonraki bütün eserlerini Duruş Yayınları kültür hayatımıza kazandırıyor. Hayırlı uğurlu olsun. "Ön söz"ün ilk satırlarıyla başlayalım: "Siyonizm sadece toprakları işgal edip çalmaz, zihinleri de işgal eder ve kullanır. Nitekim dünya kamuoyunu ve bizim halkımızı son bir asırdır güncelliğini hiç yitirmeyen Filistin davasından uzak tutmak, daha zihinleri devşirmek amacıyla yıllardır nice algı operasyonları yapılıyor. Bunlardan biri, Filistinli Müslümanların Yahudilere ücret karşılığı topraklarını sattığı ve işgale zemin hazırlayan baş etkenin bu olduğu iddiasıdır." Ne yazık ki bu saçma iddiaların sahipleri arasında anlı şanlı bazı sözde tarihçiler de bulunuyor. Armağan'ın eserinde hakikatler manzumesi var. "Filistin topraklarında yapılmak istenen ameliyat, zorla ve suni olarak kurdurulan İsrail devletinin kurulmasına yönelik gayri ahlaki bir girişimdi." Hükmü çok önemli. Bir de "Filistinliler topraklarını satmasaydı." iftirasını dillendirmek Siyonizme açıkça hizmetten ibarettir. Yazar bu eserde mukayeseli tarih çalışması yapıyor ve sık sık cennetmekân Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın dönemine atıfta bulunuyor. Padişahımızın şu tarihî vecizesi levha yapılmalı ve her yere asılmalıdır: "Yahudilerin Filistin'e yerleşmesine izin verdiğim an, bu Filistinli kardeşlerimizin idam fermanı olacaktır." Şuur, feraset ve basiret diye buna derler. Yazarımıza göre Abdülhamid Han "İkinci Fatih"tir. Gönülleri fetheden sultanlarımız, her zaman baş tacımızdır.
KUDÜS'ÜN KUTSAL YORGANI
Kudüs niçin çok önemlidir, değerlidir, neden dünyanın mihveri, merkezidir. Şu ifadeleri dikkatle ve rikkatle okuyalım: "Hz. Âdem'in ayak izi, Hz. Süleyman'ın tahtı, Hz. Meryem'in gözyaşı, Hz. İsa'nın gökyüzüne çekildiği billur burç, Hz. Peygamber'in nebilere serdarlık yaptığı altın mekân, İsra ve Miraç mucizelerinin canlı şahidi, Hz. Ömer'in pervasız adalet rüzgârı, Selahaddin Eyyubi'nin kalbine tiryak olup yapışsın, Sultan Baybars'ın kara sevdası, Yavuz Sultan Selim'in ellerini uyuşturan bitimsiz duası, Hürrem Sultan'ın fukara adağı, Sultan 2. Abdülhamid'in gözdesi, şehitler bargâhı, veliler dergâhı ve bir asırdır esaret ve zulümler otağı olan kutlu şehir..." Başlıklar eserin özünü yansıtacak mahiyette: "Mescid-i Aksa neresidir", "Osmanlılar: Kudüs'ün hizmetkârları" Hangimiz bu kutlu şehirde 26 cami, 63 medrese, 9 dergâh, 36 zaviye, 11 tekke, 29 çeşme, 9 türbe olduğunu biliyoruz Medeniyet düşmanı İsrail, bugün bunlardan kaçını harap etti Sayfaları çevirdikçe can alıcı satırlar bizi sarıp sarmalıyor: "Filistinli olmak, tek yönlü bilet almak gibi bir şey aslında. Gemileri yakmak, terörist bir devlete karşı seccadesine koyduğu ak pak alnıyla savaşmak, en basit insanlık haklarında mahrum bir şekilde yaşamak ama buna karşılık cepheyi asla terk etmemek gibi bir civanmertliktir altına imza attıkları. İnsanlığın zulüm altında tükendiği bir çağda beşeriyete insan haysiyeti diye bir şeyin hâlâ var ve savunulabilir olduğunu hatırlatmaktır başka bir deyişle. Filistin, bir halkın dramı olduğu kadar Müslümanların da en yaman imtihanı. Bir imtihan ki, mazisinde biz de varız. Biz, yani Osmanlı..."
"BİZ DÜZEN KURUCU BİR MİLLETİZ"
Eserde Yavuz Sultan Selim ile Abdülhamid Han'daki benzer hassasiyete dikkat çekiliyor. "Osmanlı'dan rahatsız olan" hasta tipleri teşrih ediyor yazar: "Neydi Osmanlı'dan rahatsızlıklarının sebebi Biliyorlar çünkü. İyi biliyorlar. biz sadece kılıç sallamayız; imar ederiz, kalpleri de şehirleri de. İşte Kanuni, İşte Abdülhamid, işte Mescid-i Aksa'ya gözleri gibi verdikleri değer. Biz düzen kurucu bir milletiz." Yazar, bu medeniyet kuruculuğuna Tanpınar'ın güzel benzetmesiyle işaret eder. Biz "ibadet eder gibi inşa eden bir milletiz." Eser mühim, hakikatler ayan beyan, vesikalar göz önünde. Baştan sona hakikatler manzumesi Çalınan Toprak. Keşke bir yönetmenimiz bu eserden yola çıkarak film çekse, geleceğe belge bıraksa. Zira Siyonistlerin uyduruk, ağlak filmlerinden gına geldi. Bu da olacak inşallah. 274 sayfalık eser, satır satır okunmalı, hakikatler hafızalara ve gönüllere nakşolmalıdır. Bu yazıda bahsettiklerimiz, koca deryadan birkaç katre sadece. Kitabı okuyanlar bunu görecektir.
GAZZE GÜNLÜĞÜ
Mazlum Gazze artık edebiyatımıza mal olmuş bir dramdır. Gazzeli Filistinli Müslümanların hepsi birer kahramandır. Bu meseleyi yazmak, bu dramı anlatmak insanlık görevi. Salman Khalid de bunu yapmış ve Bir Doktorun Gazze Günlüğü'nü kaleme almış. Duruş'tan çıkan eserin arka kapak yazısından: "Bu kitap, 7 Ekim 2023'teki olaylardan on bir ay sonra, Pakistan asıllı Kanadalı doktor Salman Khalid'in özel bir görevle gittiği Gazze'de bir hastanenin acil servisindeki bir aylık gözlemlerini anlatan gerçek bir günlüktür. Hiçbir kurgusal öge içermeyen bu eser, bir doktorun notlarından daha çok, insanın hem en kırılgan hem de en dirençli hâline tutulmuş sarsıcı bir aynadır."

9