Şehirlerin de, sakinleri olan insanlar gibi kalbi, gönlü ve ruhu vardır. Mesele bunu hissedebilmek! Sanatkârlar, bilhassa şair ve yazarlar bu hissi güçlü duyarlar. Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul, Şam, Bağdat, Horasan, Semerkant, Urumçi, Grozni, Bosna, Musul, Kerkük, Gazze, Konya, Bursa ve Edirne kalbi, gönlü ve ruhu olan şehirlerimizdendir. Hepsinin ulu tarihleri yazıldı, yazılmaktadır.
Nurettin Doğan'ın daha önce yazdığı Şehrin Kalbine Yolculuk kitabını okumuştum. Kayseri'nin iç âlemine yaptığı kutlu yolculuğun ilk istasyonuydu. Yazarımız şimdi de Şehrin Gönlüne Yolculuk ve Şehrin Ruhuna Yolculuk eserlerine imza attı. Şiirli dille kaleme alınan bu üçleme, nefis ve muhtevalı bir şehrengizdir. Şehrimize, Kayserililere büyük hizmettir. Her üç kitap, Mete Gıda-Mehmet Conağası Ortakları şirketinin katkısıyla hayata kazandırıldı. Kültüre sahip çıkan işadamlarımıza gönülden selam. Sağ olsun, var olsunlar.
Nurettin Doğan hisli bir şair, mükemmel bir nâsir. Yüreğinin sesini duyan ve duyurabilen bir sanatkâr. Erciyes eteklerinde hayata merhaba dedi. Çocukluğunun büyük kısmı Kayseri'de geçti. Seyyah, Bursa'da yaşıyor. Vefa timsalidir. Memleketini üç kalın cilt hâlinde yazdı. Hepimiz doğup büyüdüğümüz şehirlerin değişimine hüzünle tanık oluyoruz. Doğan da bu değişimin/dönüşümün şahitlerindendir, acısını ve sancısını ta yüreğinde hissedebilen nadir kalem erbabıdır.
Anadolu'nun kalbi ve merkezi gibi gördüğüm Kayseri'miz, muhteşem bir medeniyetin mirasçısıdır. Dünyanın en büyük sanatkârı, mimarların üstadı Sinan'ın memleketidir. Eseri okurken şehrin dünden bugüne miras kalan/kalabilen eserleri arz-ı endam ediyor. Hiçbir kıymetli teferruat gözden kaçmamış. Camiler, medreseler, çeşmeler, türbeler, sebiller, mezarlıklar, çarşılar, eski/meyen evler velhasıl bütünüyle Kayseri mimarisi, gönlümüzün önünden geçip gidiyor.
Medeniyetlerin mimariden sonraki asli unsurlarından dile, Kayseri şivesine, şehir ağzına büyük önem verilmiş. Bugün belki de yeni nesillerin tam olarak konuşamayacağı lisanın toplumda nasıl canlı şekilde yaşatıldığı vurgulanıyor. Her yazar bir irfan köprüsüdür. Nurettin Doğan da bu mesuliyeti hisseden bir aydın olarak dün bu şehrimizde halkımızın nasıl konuştuğunu, en ince ayrıntısına kadar gösteriyor. Özgün diyaloglar, inanıyorum ki Kayseri Ağzı hakkında araştırma yapacak bilim insanlarına mühim kaynaklık edecektir.
Ve musikimiz, türkülerimiz. Bütün haşmetiyle, derinliğiyle, renkliliğiyle müzik kâinatımız. Dünden bugüne ahenk âlemine katılan değerler. Zaten eserlerdeki billur metinler, bir dere çağıltısı gibi akıp gidiyor. Arada boy gösteren şiirler. Yazarımız, ışıltılı nesrini şiirle destekliyor. Esasen doğrusu şudur: Görkemli nesrini şiirle besliyor.
İlk sayfalarda, hepimizin rüyalarını süsleyen, uzun kış gecelerinin biricik nazenini gaz lambasını görüyoruz. Metinler elbette sarıp sarmalayıcı ama fotoğraflar da o gizemli dünyaya yolculukta bize eşlik ediyor, ışık oluyor. Soğuk gecelerde saç soba üstünde fokurdayan çaydanlığın huzuru, başka nerede bulunabilir Asideler, kurabiyeler, kaynatılan sütler, kabak çiçeği dolmaları, mantılar, yüksük çorbaları, gül şerbetleri, pekmez helvaları, tandır börekleri…
Yazarımız eski zamanların bütün güzelliklerini usta bir ressam gibi zihin dünyamıza nakşederken aile büyüklerinin bu muazzam kültüre olan katkılarını da hatıralar eşliğinde metne ekliyor. Yani kitap sadece edebî bir eser değil, bir sözlü kültür tarihi çalışmasıdır. Eskiden evlerin baş tacı olan dikiş makinalarını kim unutabilir Annelerimizin, teyzelerimizin, ablalarımızın diktiği elbiseleri hatırlamamak kabil mi

18