Kadın ve Çocuk

Kötülüklerin anası olan ABD ve İsrail, bütün insanlığı yaptıkları zulme alıştırmaya çalışıyor. Kararan pis ruhları artık sınır tanımıyor. İsrail, saldırılarının 17. gününde Lübnan'a kara harekâtına başladı, Beyrut'u harabeye çevirdi. Türkiye Siyonistlere tepki gösterdi ama dünya suskun. Alçaklar dört koldan saldırıyor. İsrail Kudüs'te Mescid-i Aksa'yı Ramazan günlerinde bile Müslümanların ibadetine kapattı.

ABD, gayr-ı meşru çocuğu İsrail terör örgütü ile birlikte İran'da 120 okula saldırdı. Bu kadim İslam ülkesinde 50 bin 550 bina hasar gördü. 223 kadın ve 202 çocuk katledildi. Salyalı vahşiler, İran petrol depolarını vurdu. Şimdi İran'da bebekler, çocuklar ve bütün halk zehir soluyor. Uzmanlar, bu zehrin komşu ülkelere de sıçrayabileceğini söylüyor. Yani Türkiye'miz, bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz de tehdit altında. Bu saldırganlara sesini çıkarmayan herkes suçlu! Devlet yöneticileri de, aydınlar da, sanatçılar da… Zira "Zulme rıza zulüm, küfre rıza küfürdür." Bu kâfir zalimler, pervasızca Gazze'de, Lübnan'da ve İran'da masum çocukları, anneleri katlediyor. Ruh hastası olan Trump, küstah bir şekilde "Artık eğlence için vuruyoruz." diyebiliyor. İnsanlık ölmediyse bu barbarları durduracak!

Bugünlerde Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Basında Kadın ve Çocuk Eğitimi isimli kıymetli bir kitabı okuyorum. Menekşe Özkaya Tutum'un eseri, Akıl Fikir Yayınları'ndan çıktı. Kitapta 1875-1923 yılları arasında yayımlanan Âyîne ve Süs dergileri ele alınıyor. "Ön Söz"den öğreniyoruz ki çalışma yapılırken farklı dönemlere ait iki dergi merkeze alınmış. Bunlardan ilki Ayîne, Sultan Abdülaziz döneminde Selanik'te 14 Kasım 1875 tarihinde yayın hayatına başlamış. Süs ise Cumhuriyet'in kuruluş yılında, İstanbul'da, 16 Haziran 1923 tarihinde neşredilmeye başlanıyor. Üç bölümden meydana gelen çalışmada, mecmuaların yayın hayatına girdiği dönemlerin basın dünyasına kısaca temas edildikten sonra yine dergilerin yayın hayatında olduğu devirde toplumda var olan eğitim anlayışı ve politikaları üzerinde duruluyor. Ardından her iki dergi, mukayeseli tarzda inceleniyor ve genel bir değerlendirme yapılıyor.

Merhum mütefekkirimiz Cemil Meriç'in mecmualara dair şu sözü çarpıcıdır: "Eski dergiler ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece… Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok." Üstad öyle diyor ama Menekşe Hanım gibi titiz araştırmacılarımız boş durmuyor; isimleri bile unutulmuş iki dergimizi gün ışığına çıkarıyor, günümüze taşıyor ve muhtevalarından bizleri haberdar ediyorlar.

Yazar, eserin başında Osmanlı'nın son devri ile Cumhuriyet'in başlangıç dönemindeki siyasal, sosyal, kültürel ve basın hayatını özlü biçimde okura sunuyor. Bilhassa kadın ve çocuklara hitap eden gazete ve dergilere dikkat çekiyor. Tabii hanımlara mahsus yapılacak neşriyatın ortaya çıkması, kadın hareketlerinin çoğalması ile mümkün olabilmiş. Kurulan kadın derneklerinden ve aktivist öncü hanımlardan da teferruatlı biçimde bahsediliyor. Birinci kısımda basın, ikinci bölümde eğitim meseleleri işleniyor. Etkili gazetelerin kadın ekleri, Hanımlara Mahsus Gazete, Âlem-i Nisvan, Mehasin ve diğer gazete/ dergilerin iyi bir okuyucu kitlesine sahip olduğunu öğreniyoruz. Hanımlara dair neşriyatın Cumhuriyet'ten çok önce başladığı gerçeği de gözler önüne seriliyor. Öyle ki okuduğumda doğrusu şaşırdım. Meğer Cumhuriyet'ten evvel, 40 civarında kadın dergisi yayımlanmış.