Filistin'in Yiğit ve Şehit Çocukları

Siyonist çetenin şehit ettiği Filistinli yiğit çocuklar, cengâver duruşlarıyla dünya tarihine unutulmayacak büyük bir destan yazdılar.

İsrail, karanlık ve kirli bir şebeke tarafından 'sözde devlet' olarak kurduruldu ama bölgede Batı'nın, bilhassa suçlu ve kibirli emperyalist ABD'nin kanlı, pis bir maşası olarak tutunmaya çalışıyor. İsrail'in alçak saldırısından sonra İran'ın nefs-i müdafaa olarak verdiği karşılık, Tel aviv ve çevresinde yaşayanları çok korkutuyor. Artık İsrailliler, sığınaklarda yaşamaktan usandı ve göç etmeye başladılar; başta Güney Kıbrıs olmak üzere çevre ülkelere panikle kaçıyorlar.

Bugünlerde çok önemli bir eseri okuyorum: Filistin'in Şehit Çocukları. Nurşah Karaca'nın kaleme aldığı seçkin eserin kapağını, İsrail uçaklarına karşı Filistin bayrağını dalgalandıran bir gencin fotoğrafı süslüyor. İthafta, "Filistin topraklarında şehadete ermiş tüm şehitlerin anısına Onların cesareti, fedakârlığı ve inancı direnişin ateşini asla söndürmeyecek." ibaresini okuyoruz. Renkli Filistin haritasının başında yer aldığı kitabın "Başlarken" bölümünde, bizi bir şiir karşılıyor: "Çocuk olmak neydiNeydi çocuk olmak Yürekten bir gülüş, rengârenk hayatlar kurmakSevinmek, umut etmek, mutlu olmakOyundan başka tasa etmemek hiçbir şey.Oysa bizler açlıktan uyuyamadık, susuzluktan kalmadı dermanımız.Başımızın üstündeki çatı bombalandı, tonlarca molozun altında kaldık.Bir mermi gelip tam da küçücük yüreklerimizi vurdu.Sığındığımız çadırlar, hastaneler bombalandı.Bazen soğuk kesti bileklerimizi, bazen de bir şarapnel parçası.Kimimiz elini, kolunu kaybetti; kimimiz annesini, babasını. ÖyleÇocuk olmak çocuk işi değildi bu topraklarda.Çocuk olmak yürek işiydi."

Filistin'de Yarım Kalan Hayatlar

Nurşah Karaca, kitabın yazılış amacını şöyle açıklıyor: "Bu kitap, Filistin'de hayatları yarım kalan masum çocukların anısına hazırlanmıştır. Her biri savaşın gölgesinde dünyadan koparılan umudun, hayalin, geleceğin simgesidir. Toprağa düşen her bir canın kendi hikâyesi, anıları, hayalleri vardı. Kitapta onların bir yarım kalmış hayatları yine onların dilinden verilmiştir. Yaşadıklarını daha iyi anlayabilmek için içerisine kurgu katılmış olsa da bu kitap bir hikâye kitabı değildir. Şehit düşen çocukların birinci derecede yakınlarının, sivil savunma ekiplerinin, hastanede onları hayata döndürmek için gayret eden doktorların ve diğer görgü tanıklarının ifadelerine yer verilmiş, terör devleti İsrail'in uyguladığı vahşet bütün gerekliğiyle gözler önüne serilmiştir." Müslümanın derdiyle dertlenen yazar, bizi uyararak ve uyandırarak aslında hepimizin yapması gereken hususlara işaret ediyor. Bizi bu vahşet karşısında duygudaş olmaya davet ediyor. İslami kimliğimizi, bizi sarsarak bize hatırlatıyor, şöyle diyor: "Terör devleti İsrail'in katlettiği çocukların hiçbirisi sayı değil. Anneler, babalar, amcalar, teyzeler, dedeler de öyle. Onların hikâyeleri, sessiz ama yürek yakan çığlıkları, geride bıraktıkları izler kalbimizde hep yaşayacak. Yalnızca oturup üzülmek için değil elbet! Sorumluluğu kuşanmak için bu hikâyelere ihtiyacımız var. İman, vicdan ve takva sahibi olmak; insan olabilmek, insan kalabilmek bunu gerektirir."

Bir Masal Olsun Bu Uçurtma

6 Aralık 2023'te Gazze'de şehit düşen Prof. Refaat Alareer'in bu şiiri duvarlara asılıp her yerde okunmalı: "İlla ölmem gerekiyorsa, sen yaşamalısınHikâyemi anlatmak içinEşyalarımı satıp bir parça kumaş ile uzun kuyruklu ve beyaz teller satın almak içinGazze'de, bir yerde bir çocuk, cennetin gözlerinin içine bakarken,Kendi bedenine bile veda etmeden giden babasını beklerken,Uçurtmayı görürSenin yaptığın uçurtmayı, Ve bir an için bir meleğin ona sevgiyi geri getirmek için orada olduğunu düşünür.Eğer ölmem gerekiyorsa, umut getirsinBir masal olsun bu uçurtma."

"Ruhumun Ruhu"

Bazı kelime ve kavramlar Filistin direnişinin sembolü oldu. "Ruhumun ruhu" da o anahtar sözlerden. "Reem"in hüzünlü hikâyesi şöyle başlıyor: "Benim adım Reem, 23 Aralık 2019'da Gazze'de doğdum. Eğer şehit olmasaydım bir ay sonra 4 yaşıma basacaktım. Sonra zaman durdu benim için, pek çok Filistinli çocuk gibi daha küçücük bir goncayken soldum. Saçıma rengârenk tokalar, kulağıma minicik küpeler takmayı, güzel elbiseler giymeyi, sokakta oynamayı en çok dadam Halid Nebbah'la oyunlar oynamayı severdim. Hele onun saçını sakalını çekmeye, yüzünü gözünü yalamaya bayılırdım. Her gün elimde bir tarakla gelir, ona bir resim gösterir 'Dedeciğim, bu resimdeki çocuğun saçları gibi tara saçlarımı.' derdim. Dedem benimle oynasın, beni havalara zıplatsın, o gülen gözleriyle hep bana baksın isterdim. Gerçi son zamanlarda pek dışarı çıkaramıyordu beni, bombardıman varmış."

Okurken yüreğimiz dağlanıyor, gözlerimiz yaşarıyor. Ama bunlar, yaşanmış hakikat efendiler! Edebiyat ve tarih, hayata oyna olmayacaksa neye yarar Kaldır çöpe at! Reem devam ediyor: "Sonist canavarı bir gece Nuseyrat Mülteci Kampı'ndaki evimizi bombaladı. Canavarların en korkuncu Kana doymaz, vahşetten utanmaz, öldürmekten usanmaz. O akşam kardeşim Tarık'la yan yana annemin yatağında uyuyakalmıştık. Annem bizi kaldırmaya çalıştı ya öyle çok uykumuz gelmişti ki gözlerimizi açamadık. Ansızın korkunç bir gürültü ve sonra üzerimizde molozlar, üzerimizde dünyanın kirli yüzü İlkin annem Meysa'nın sesini duydum sanki yerin kırk kat altında. Oysa hemen yanı başımızdaydı. Molozlar üzerimize çökmüş, göz gözü görmüyordu. Ağlamaya başladım, çırpınmak istedim olmadı. Annemin çığlıkları sardı bedenimi lakin o da üzerimizdeki tonlarca ağırlıktan kurtulup tutamadı ellerimden. Söylesene dede, neden ayırırlar bir anneyi yavrusundan" Okumaya bile can dayanmaz. Biz okuyamazken onlar bunu yaşadı heyhat! Mecburen okuyacağız ve herkese de okutacağız. Zerre kadar insanlıktan nasibimiz varsa tabii. Alçak ve katil İsrail'in tepesinden bombalar yağdıramıyorsak bari kitap bombalarımızı, kelime kurşunlarını atalım hayâsızların üstüne. Pasif ama uzun vadede sonuç getiren direniş! Ücretsiz olan ve Beyan Yayınları'ndan çıkan bu kıymetli eseri, bütün Türkiye, hatta tüm insanlık alıp okumalı ve yaşananlardan dersler, ibretler çıkarmalıdır. Yusuf Neda'nın İhvan'ın İçinden isimli kitabı da Beyan'dan. Douglas Thompson'in kaleme aldığı eseri, Vahdettin İnce Türkçeye aktardı.

Avrupa Günlükleri

Dr. İsrail Kuralay çok hayırlı bir iş yapıyor, gezip gördüğü ülkeleri, memleketleri, şehirleri yazıyor. Bu seyahat intibaları, kültür tarihimiz adına çok önemlidir. Avrupa Günlükleri Avrupa'da Türk İzleri yazarımızın yeni çıkan yol notlarından meydana geliyor. Daha önce Belgeselin Belleği, El Torko Günlükleri-Latin Amerika'dan Osmanlı izleri, Asya Günlükleri-Bozkırın Çocukları kitaplarını kaleme alan İsrafil Kuralay, şimdi de Avrupa Günlükleri ile okuyucuların önüne çıkıyor. İyi ve doğru gezebilmek ayrı bir kültür ama temaşa edilenleri yazabilmek de farklı bir hüner ister. Yazarımız bu hizmetin hakkını veriyor. Eserini okurken o yerlere gitmiş görmüş, o seyahatin içinde bulunmuş gibi oluyorsunuz. Bu samimi eda ve yazma biçimi ustalık ister, herkesin harcı değil. Yazarımız önsözün başında şöyle diyor: "Tarih boyunca Türklerin yönü hep batıya doğru olmuştur. Türkler, Sibirya'dan, Moğolistan'dan, Altay Dağlarının eteklerinden Viyana kapılarına uzanan coğrafyada onlarca devlet kurmuş, medeniyet oluşturarak tarihe yön vermişlerdir. Türklerin, Çin ve Ruslardan sona en çok mücadele ettikleri milletlerin başında Avrupalılar gelmektedir. Avrupa'da Türk kimliği Müslüman kimliğiyle iç içe geçmiştir ve orada Türk demek aynı zamanda Müslüman demektir."