Ölümün Şaşmaz Güzergâhı
"Hayatın telâşı içinde unuttuğumuz en kesin hakikat: Ölüm. Ardı ardına gelen vedalarla bir kez daha anlıyoruz ki dünya sadece bir bekleme salonu... Sevdiklerimizi sonsuzluk kervanına uğurlarken geride kalan hüzün, sabır ve teslimiyet hikâyeleriyle yüzleşmek, insana kendi fâniliğini ve asıl menzilini hatırlatıyor."
Ölüm biricik hakikat...
En büyük ve kesin gerçeklerden biridir mevt.
İnsan doğar, büyür, yaşar ve ölür.
Bu gidişat mecburîdir; bu güzergâh şaşmaz, aşılmaz.
Dünyaya dalmışken, gaflete kapılmışken bir veda haberi gelir.
Sonsuzluğa doğru yola çıkan bir yakınımızın ezelî ve ebedî seferidir bu vakit.
Bizi uyandırır, bize bizi hatırlatır, intibaha getirir.
Bir yürek yangınıdır bu kor ateş...
Sönmeyen, söndürülemeyen...
ARDI ARDINA GELEN İKİ KARA HABER
Geçen cuma akşamı sahaf dükkânında arkadaşlarla birlikte kitaplar âlemindeydik. Unutamayacağım bir akşamdı.
Eve döndüm.
Az sonra hanım haberi verdi:
"Nilüfer vefat etmiş!"
Dayımın büyük torunu... Namazda, secdede iken fenalık geçiriyor ve hemen hastaneye kaldırılıyor.
Müdahaleler faydasız, tedaviler neticesiz... Emr-i Hak vaki olmuş; o artık sonsuzluk kervanına katılmıştır.
Ertesi gün sabahın erken saatleri...
Memleketten yeğenim Rıdvan aradı.
İkinci vefat haberini ondan aldım bu kez:
"Dayı, annem bu sabah can emanetini sahibine teslim etti."
Ne denir: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn."
O'ndan geldik, yine O'na gideceğiz.
Koca bir ömrü bir cümleye sığdırmak mümkün mü
Bazen buna mecbur kalıyoruz.
EVİMİZİN İKİNCİ ANNESİ: MÜKERREM ABLAM
Ablamdı vefat eden; Mükerrem Ablam...
Ablalar her zaman evde ikinci anneler değil miydi
Mükerrem abla da öyleydi.
Evimizin temiz kalpli, iyi niyetli, güzel yüzlü, yapıcı ve müşfik bir çehresiydi.
Art arda gelen iki ölüm...
Her ayrılık haberini aldığımızda şaşar kalırız ama niçin
Her gün haberlerde rastladığımız ölümler, bu mecburî gidişin birer emaresidir esasen.
Dünya bir "bekleme" salonu değil miydi zaten
Hazreti Âdem'den günümüze uzanan, bu günden kıyamete kadar devam edecek olan bu hakikati nasıl unutabiliriz
Bu paydos zilini nasıl duymayız
Bu ikaza kulaklarımızı nasıl tıkayabiliriz
SİİRT'İN MANEVÎ İKLİMİ VE TAZİYE KÜLTÜRÜ
Ertesi günü Esenler'de başlayan yolculuğum hüzün doluydu, hicran yüklüydü.
Sadece ablam mıydı yola çıkan
Hepimiz her gün büyük küçük seyahatlere çıkmıyor muyuz sanki
Siirt özge bir şehir...
Manevî iklimin en kesif biçimde hissedildiği memleketlerden biri.
Eskiden beri evliyalar yatağı, ermişler yurdu, âlimler beldesi...
Taziye evleriyle birlikte ilimiz adeta bir ahiret bahçesine dönüşüvermiş...
Her mahallede, her semtte bir taziye evi...
Kimisi büyük camilerin kıyısında, bucağında...
Çocukken hatırlıyorum; taziyeler evlerde yapılırdı. Ama artık evler kalabalıkları almıyor. Hanımlar yine de evlere gidiyor, vefat eden yakınları için. Erkekler ise taziye evlerinde birbirlerine başsağlığı diliyor, göçmüş sevdiklerine rahmetler niyaz ediyor.
Âdet üç gün...
Üç gün boyunca sabahtan akşama kadar gürül gürül Kur'ân-ı Kerîm okunuyor bu mekânlarda...
Karşılamalar, musafahalar, ilahî kelâmı dinlemeler, çay fasılaları ve gelenleri uğurlamalar...
ŞEYH SÜLEYMAN MEZARLIĞI: "DAHA DÜN GİBİYDİ..."
Şeyh Süleyman Mezarlığı'na gittik; iki abim ve yeğenimle...
Şehre hâkim olan bu kartal yuvası kabristanı da diğerleri gibi çok severim.
Mezarlıkları bize sevdiren Kâinatın Efendisi...
Hazreti Peygamber, müminlere kabir ziyaretini tavsiye etmemiş miydi
"Bir gül bahçesine girercesine" yürüdük mezarlığın kapısından içeriye... Sağımızda solumuzda ibret levhaları olan mezar taşlarını temaşa ederek tepeye çıktık.

35