Yazı, Avrupa Birliği içinde Türkiye'ye bakışta iki ayrı yaklaşım olduğunu, ancak değişen küresel dengeler ve güvenlik tehditleri karşısında AB'nin Türkiye'ye artan ihtiyaç duyduğunu savunuyor. Temel argüman, Türkiye'yi ötekileştiren dışlayıcı bir tutumun AB'nin kendi jeopolitik çıkarlarıyla çeliştiğidir. Ancak bu çelişkiyi çözmek için AB'nin siyasi önyargılarından vazgeçmesi yeterli midir?
AB'de Türkiye'ye Bakışta İki Ayrı Yaklaşım
Bir tarafta, AB'nin kuruluş felsefesine uygun biçimde çok kültürlü, çok inançlı ve kapsayıcı bir Avrupa anlayışını savunanlar yer almaktadır. Diğer tarafta ise Avrupa'yı tek kültürlü ve tek kimlikli bir yapı olarak görmek isteyen, dışlayıcı ve ötekileştirici bir siyasi damar bulunmaktadır. Türkiye meselesi gündeme geldiğinde, bu iki yaklaşım arasındaki ayrışma daha görünür hale gelmektedir.
Bu noktada asıl çelişki: Avrupa Birliği, en büyük ticaret ortaklarından biri olan Türkiye ile ilişkilerini stratejik düzeyde derinleştirmek yerine, siyasi gerekçelerle tam üyelik sürecini yıllardır askıda tutmakta.
Türkiye'nin AB'ye tam üyelik sürecinin yıllardır Kıbrıs meselesi, Ege Denizi'ndeki ihtilaflar ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin vetoları gibi gerekçelerle tıkanması da bu yaklaşım farkının somut sonuçlarından biridir. Başka bir ifadeyle, Avrupa'da herkes Ursula von der Leyen ile aynı çizgide olmadığı gibi, von der Leyen'in de yalnız olmadığı açıktır.
Ancak değişen küresel şartlar, ABD'nin Avrupa'yı dışlayan politikaları, Avrupa'nın derinleşen güvenlik kaygıları, enerji arzı sorunu ve küresel güç dengelerindeki dönüşüm, Avrupa başkentlerinde Türkiye'nin önemine dair daha gerçekçi değerlendirmelerin yapılmasına yol açmaktadır. Bu durum, AB içinde çok kültürlü ve çok inançlı Avrupa fikrini savunan kesimlerin yeniden güç kazandığını göstermektedir.
Bugün gelinen noktada Avrupa Birliği, geçmişte mesafeli durduğu Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bunun başlıca sebepleri şunlardır: Rusya kaynaklı güvenlik tehditleri ve Doğu Avrupa'daki kırılganlık, enerji arz güvenliği ve alternatif güzergâh arayışları, Orta Doğu'daki istikrarsızlık ve göç krizlerinin yönetimi, ayrıca küresel rekabette Çin karşısında denge oluşturma ihtiyacıdır.
Bu nedenle Türkiye'yi "hasım"

7