Türkiye içeride güvenlik sorunlarını azaltırken, dışarıda da çevresindeki kriz alanlarında daha etkin ve belirleyici bir aktör olma imkânı kazanmış oluyor.
İşte bu noktada ikinci büyük hamle, 'Mekke Anlaşması'dır.
Bu girişimi yalnızca belirli ülkeler arasındaki bir mutabakat veya dönemsel bir diplomatik gelişme olarak görmemeli. Eğer, bu hamleler kalıcı bir bölgesel iş birliğine dönüştürüle bilinirse bunun etkileri Türkiye'nin sınırlarının çok ötesine uzanacağı muhakkaktır.
Çünkü Ortadoğu'da kalıcı istikrarın sağlanması, yalnızca bölge ülkelerinin güvenliği açısından değil; enerji koridorlarından ticaret yollarına, savunma dengelerinden ekonomik entegrasyona kadar çok geniş bir alanı doğrudan etkileyecektir.
Türkiye'nin burada üstlendiği rol son derece önemlidir. Zira Ankara; bölgesel aktörler arasında yeni bir siyasi denge ve iş birliği zemininin oluşmasına katkı sağlayan ülke olarak milletler camiasında o nispette güç kazanacaktır.
Başka bir ifadeyle mesele yalnızca terörün sona erdirilmesi veya belirli ülkeler arasında diplomatik bir anlaşma yapılması değildir.
Asıl mesele, Türkiye'nin önündeki yeni dönemde nasıl bir ülke ve nasıl bir bölgesel güç olacağıdır.
Türkiye bu iki hamle ile bölgesindeki çatışma alanlarında çözüm üretme kapasitesini artıracağı gibi aynı zamanda ekonomik, diplomatik ve siyasi iş birliklerini genişletme fırsatlarına sahip olacak.
İşte o zaman Türkiye, yalnızca gelişmeleri takip eden değil, gelişmelerin yönünü etkileyen bir ülke konumuna yükselecektir.
Bugün yaşanan gelişmelerin asıl önemi de işte burada yatıyor.
*
Fırsatlar kaçırılmamalı...
Dünya düzeninin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat penceresi bulunmaktadır. Ancak bu fırsatları iyi değerlendirilir ise doğru zamanda doğru stratejik hamleleri yapabilme kabiliyetini de Türkiye göstermiş olacak.

28