Daha doğrusu; rol alan değil, rol belirlenmesinde görev üstlenen bir Türkiye var artık.
Türkiye'nin yeni dış politika anlayışının temelinde, yalnızca alınan kararlara uyum sağlayan veya kendisine biçilen rolle yetinen bir ülke olmak yerine, dünya siyasetini ilgilendiren önemli meselelerde söz sahibi olmak düşüncesi bulunuyor.
Başkan R. Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin dış politikada öne çıkardığı anlayış; savaş yerine barışı, çatışma yerine diyaloğu, kriz yerine müzakereyi ve dayatmalar yerine karşılıklı çıkarları esas alan bir yaklaşım olarak kendisini gösteriyor.
Özellikle son yıllarda Türkiye'nin kamu diplomasisi, arabuluculuk ve krizlerin çözümüne yönelik girişimleri dikkat çekiyor.
Türkiye'nin yalnızca kendi sınırları içerisinde değil, bölgesel ve küresel meselelerde de sorumluluk üstlenme arayışının göstergeleridir.
Ancak bütün bunları yalnızca "Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor" şeklinde değerlendirmek, meselenin tamamını görmemek anlamına gelir.
*
Şanghay Üyeliği NATO'dan Kopuş Değildir
Türkiye'nin NATO üyesi olduğu halde Şanghay İşbirliği Örgütü ile diyalog içerisinde bulunması da bu çok yönlü dış politika anlayışının bir parçasıdır.
Türkiye'nin 2012 yılından bu yana Şanghay İşbirliği Örgütü zirvelerine "diyalog ortağı" olarak katılması, Ankara'nın farklı güç merkezleriyle ilişkilerini geliştirme arayışının uzun süredir devam ettiğini gösteriyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini geliştirmesini otomatik olarak NATO'dan veya Batı'dan kopuş şeklinde değerlendirmek doğru değildir.
Türkiye'nin hedefi, bir başka ittifaka teslim olmak değil; kendi millî çıkarları doğrultusunda mümkün olduğunca geniş bir diplomatik hareket alanına sahip olmaktır.
Balkanlar'dan Kafkaslara,

22