Pekin zirvesi

Pekin ile Washington arasında derin görüş ayrılığı...

Bugün yaşanan kriz yalnızca bir müzakere süreci değildir. Aynı zamanda küresel güç dengeleri, liderlik rekabeti, prestij mücadelesi ve yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceğine dair büyük bir hesaplaşmadır. Bu nedenle Trump-Şi görüşmesinden çıkacak mesajlar yalnızca Washington ve Pekin'i değil; Avrupa'dan Körfez'e, Moskova'dan Asya piyasalarına kadar tüm dünyayı doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurabilir.

Donald Trump yönetiminin İran'a yönelik "ya anlaşma ya bomba" anlayışıyla yürüttüğü baskı siyaseti, yalnızca Tahran'ı değil; küresel enerji güvenliği ve dünya ekonomisini de doğrudan etkileyen yeni bir kırılganlık süreci oluşturmuş durumda. Buna karşılık Şi Cinping liderliğindeki Çin yönetimi ise krizin askeri yöntemlerle değil, kontrollü diplomasi ve karşılıklı tavizler temelinde çözülmesi gerektiği görüşünde ısrar etmektedir.

Çünkü Çin açısından temel öncelik; enerji akışının kesintiye uğramaması, küresel ticaretin büyük zarar görmemesi ve bölgesel savaşın dünya ekonomisini sarsacak boyutlara ulaşmamasıdır. Özellikle Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, Çin ekonomisinin enerji güvenliği açısından hayati öneme sahiptir.

*

ABD'nin talepleri teslimiyet dayatmasıdır.

Diğer taraftan Washington'un İran'dan talep ettiği şartlar Tahran açısından yalnızca teknik ya da askeri sınırlamalar değildir. Zira, ABD'nin nükleer kapasitenin sınırlandırılması, uzun menzilli füze programının durdurulması ve bölgesel nüfuz ağlarının tasfiye edilmesi yönündeki talepleri,