Geleceği belirsiz bir anlaşma ve cevap bekleyen sorular...

Diğer taraftan, anlaşmanın hukuki ve siyasi geleceği de belirsizliğini koruyor. Nitekim Başkan Trump, daha önce Başkan Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmişti. Bugün imzalanan bir anlaşmanın yarın aynı yöntemle feshedilmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmuyor. Dahası, Trump'ın kendisinin bile çeşitli gerekçeler öne sürerek anlaşmayı askıya alması veya yeniden müzakere konusu yapması ihtimal dışı değildir.

Bunun yanında, Trump sonrası göreve gelecek bir başka ABD başkanının mevcut anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağı da ayrı bir soru işareti olarak ortada duruyor. Washington'da değişen yönetimlerle birlikte dış politika önceliklerinin de değiştiği geçmiş tecrübelerle sabittir.

Sonuç olarak süreç son derece hassas, kırılgan ve çok sayıda risk barındırmaktadır.

*

Kim Kazandı, Kimler Kaybetti

Bu anlaşmaya göre kimin kazanıp kimlerin kaybettiğini anlamak için sonuç olarak, askeri ve siyasi hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiğine bakmak gerekir.

Savaşa dönüşen saldırılar başlatıldığında; Tel Aviv ve Washington yönetimi, İran'ın nükleer programını durdurmayı, füze kapasitesini etkisiz hale getirmeyi, bölgesel vekil güçleri bitirme ve rejimi devirmeyi temel gerekçeler olarak öne sürmüştü. Ancak, savaşın ardından hedefler ile sonuçlar arasındaki farkı ortaya çıkaran bir tablonun varlığı söz konusudur.

Çünkü İran'da rejim değişmedi. İran devleti dağılmadı. Tahran yönetimi teslim olmadı. İran'ın askerî ve füze kapasitesinin tamamen ortadan kaldırıldığına dair kesin ve doğrulanmış bir sonuç da ortaya çıkmadı. Aynı şekilde İran'ın nükleer programının geleceğine ilişkin tartışmaların da tamamen sona erdiğini söylemek de mümkün görünmüyor.

Bu gerçekler nazari dikkate alındığında gerçek şudur:

Eğer ortaya çıkan anlaşma metnine aynı şekilde sadık kalınırsa, bu anlaşma Siyonist İsrail