Din tacirleri, yanlış devlet politikaları ve siyasiler...

Kısacası bu tarikat ve cemaatler, 'devlet içinde devlet' gibi davranmaya başlıyor.

Gelinen noktada; artık tartışılması gereken konu din özgürlüğü değil, hukuk devleti ve kamu düzenidir.

Nitekim son operasyonlarda elde edilen bilgi ve belgeler gösteriyor ki; istismarcı tarikat ve cemaatler eğitim, ticaret, siyaset ve bürokrasiyle ilişkilerinde hatta ülke dışında kurdukları ağlar endişe verici boyutlara varmıştır.

Çünkü bugün bu örgütler, sadece kendi örgütlenme kabiliyetlerinin değil, yanlış devlet politikaları, dönem dönem farklı siyasi iktidarların oy hesabının, toplumsal destek arayışının da büyük etkisi inkar edilemez.

*

Yanlış Devlet politikaları...

Din istismarıyla güç olma ve iktidarı gücü nisbetinde yönlendirmek, ayrıca devletin kurum ve kuruluşlarına sızma girişimleri her dönemde olmuştur.

Ancak, burada suçu sadece tarikat ve cemaatler ile siyasilerde aramamalı. Çünkü, buna fırsat veren devlet sistemi ve uyguladığı yanlış politikaları o örgütler kadar sorumlu ve suçludur.

Nitekim, devletin temel ilkeleri ve yönetim biçimini belirlerken, yanlış dini inanışlar ve yapılanmalar bahane edilerek, dinin temel esasları yok sayıldı. Tek adam rejimi ve tek parti dönemi ile vesayetçi dönemlerdeki yasaklamalar, baskılar ve de ötekileştirici politikalar, inançlı kesimlerle devleti kuran iradeyi karşı karşıya getirdi.

Bugün istismarcı tarikat ve cemaatler; inkar, reddi miras, baskı ve dini değerleri yok sayma gibi yanlış devlet politikaları üzerinden çeşitli halk katmanlarında belli oranda kabul ve destek bulmuşlardır.

Eğer devlet ve geçmiş hükümetler, istismarcı din tacirleri ile samimi inanç kesimlerini ayırt etmiş olsaydı, sorun çözülür ve bugün bu sorunla karşı karşıya kalmazdık.

Kurucu irade yeni bir devlet inşa ederken benimsenen düzen, kural ve hukuk sisteminin oluşturduğu yeni nizamın yanlışlarından ise maalesef hâlâ gerçek anlamda kurtulmuş değiliz.