Darbelerin panzehiri demokrasi

Kanlı 1960 darbesinin yıldönümü yaklaşırken

27 Mayıs 1960 kanlı darbesinin yıldönümü, bu sene Kurban Bayramının ilk gününü denk geliyor. Demokrasi tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi "demokrasi bayramı" olurken, 27 Mayıs demokrasi tarihimize "kara bir leke" olarak geçti.

Demokrasi ve millet iradesinin önemini yeniden hatırlamak için bu "kara gün"de neler olduğunu hatırlayalım:

10 sene süren DP iktidarında Türkiye maddî ve manevî anlamda önemli bir kalkınma yaşadı. Ancak ne yazık ki 27 Mayıs Darbesi'yle birlikte ülkede bir darbe geleneği başladı. Bu darbe; 12 Mart 1971 Muhtırası'na, 12 Eylül 1980 Darbesi'ne ve 28 Şubat sürecine zemin hazırladı. Bütün darbe ve muhtıralar, hep "demokrat misyonu" temsil eden partilere karşı gerçekleştirildi. DP'yi kuranlar bu misyonu "demokrasi ve hürriyetler" olarak tanımlarken, onların devamı olan partiler de bu misyonu sürdürmüşlerdir.

Yaşanan her darbe ve müdahale Türkiye'yi hukuk ve demokrasiden uzaklaştırdı; elde edilen demokratik kazanımlar kaybedildi. Ülke, demokrasi liginde gerilere düştü.

27 Mayıs 1960 demokrasiye vurulan en büyük darbe olarak, TSK'nın Adnan Menderes yönetimindeki Demokrat Parti hükümetini görevden uzaklaştırdığı bir askerî müdahaledir. Silahlı Kuvvetler adına ülke yönetimini Millî Birlik Komitesinin üstlendiği müdahalenin başında Orgeneral Cemal Gürsel bulunuyordu. Komite ilk iş olarak demokrasinin kalbi konumunda olan TBMM'yi ve hükümeti feshetti, her türlü siyasî faaliyeti yasakladı.

Komitenin yayınladığı bildiride yer alan, "Türk ordusu bir kere daha tarihî bir vazife karşısında bulunuyor. Bu vazife; dahilde memleketi buhran ve felâkete sürüklemek isteyen hırslı politikacıların elinden kurtarmaktır" ifadeleri, müdahalenin zihniyetini açıkça ortaya koyuyordu

***

KUR'ÂN-I KERÎM DAHİ DELİL OLARAK SAYILDI

Yasıada davaları tam anlamıyla bir hukuk faciasıydı.

Mahkeme Başkanı Salim Başol'un, "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" sözü, mahkemelerin ne kadar hukuksuz olduğunu göstermeye yetiyordu. Sanıklar, son derece zayıf ve mesnetsiz delillerle suçlandı. Bazı milletvekilleri, verdikleri yasa tekliflerinden dolayı yargılandı. Merhum Menderes'in Almanya'dan sipariş ettiği Kur'ân-ı Kerîm dahi suç delili sayıldı!

Bakanlar ve milletvekilleri kötü muameleye maruz bırakılırken, Yassıada duruşmalarında sanıklar mahkeme heyetinin hakaret ve aşağılamalarına uğradı.

Yassıada Mahkemeleri'nde 592 sanıktan 288'i için idam talep edildi. 9 ay 27 gün süren yargılamalar sonunda aralarında Menderes'in de bulunduğu 14 kişi hakkında idam kararı verildi; 31 kişi müebbet hapse mahkûm edildi. Geri kalan 418 sanık hakkında ise 6 ay ile 20 yıl arasında değişen hapis cezalarına hükmedildi; bir kısmı ise beraat etti.