Yeni bir yıla, etrafımızdaki savaşlar, derinleşen ekonomik kriz, dış politikadaki zikzaklar, adalet, eğitim ve sağlıkta çözülemeyen kronik meselelerle girdik.
Ülkeyi yönetenlerin 2025'in 2024'ten "dahi iyi bir yıl" olacağını söylemelerine rağmen, başta ekonomi, adalet ve hukuk alanları olmak üzere 2025, pek çok açıdan büyük sıkıntılarla geçti. Yaşayarak gördük ki, her yıl bir önceki yılı aratıyor; gelen yıl, gideni mumla aratır hâle geldi.
Ekonomik göstergelere bakıldığında her ne kadar "Enflasyon düşecek" denilse de 2026, 2025'i aratacak. İlk işareti de asgarî ücretliye "resmî enflasyonun" altında zam yapılması oldu. İşçi kesiminin protesto edip katılmadığı hükümet ve işveren kesiminin kararıyla asgarî ücret 28 bin 77 lira olarak açıklandı. Bu da Aralık ayı açlık sınırı olan 30 bin 143 liranın, daha ilk ayda 2 bin liranın altında kaldı.
Geçmiş yıllarda milletten sürekli sabır isteyen iktidar, bu yıl milletin sabrının taştığını görmüş olmalı ki bu çağrıyı dahi yapamadı. Kötü yönetimin ve her gelen bakanın farklı bir ekonomik politika izlemesinin bedelini ise yine millet ödüyor.
***
ADALET VE HUKUK OLMADAN...
Bazı belediyelere kayyım atanmasıyla başlayan süreç; Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın gözaltına alınması, Mart ayında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması ve birçok belediye başkanının cezaevine gönderilmesiyle devam etti. 2025, hukuk ve adalet alanında son derece hareketli, bir o kadar da endişe verici bir yıl oldu. Hakkında soruşturmalar süren belediye başkanları, bu alandaki meselelerin 2026'da da devam edeceğini gösteriyor.
Demokrasi ve adalet olmadan ekonominin düzelmeyeceği aşikârken bu alanlardaki gerileme, vatandaşın geçim sıkıntısının bitmeyeceğinin de bir göstergesi oldu.
Yıllardır söylediğimiz gibi; demokrasi olmadan ekonomi düzelmez. Güçlü bir ekonominin yolu hukuktan, adaletten ve hürriyetten geçer. Geçtiğimiz yıl bu alanlarda yaşanan gerileme, ekonominin daha da bozulmasına, halkın fakirleşmesine yol açtı ve açmaya devam ediyor.
Yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk (3Y) ile mücadele edeceğini söyleyerek iktidara gelenlerin bu alanlarda Türkiye'yi geriye götürmesi, kaçınılmaz olarak ülkeyi derin bir ekonomik ve adalet krizine sürükledi.
Bir de buna demokrasilerde dördüncü kuvvet olan basın üzerindeki baskılar eklenince adalete olan güven dip noktalara indi. Medya kuruluşlarına da kayyım atanması, basındaki çürüme, gazetecilerin tutuklanması bunun üzerine tuz biber ekti.

26