Ritüellerin yok oluşuna dair

ABD BaşkanıTrump'ın Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu evinden kaçırma hamlesi ve buna paralel olarak yürüttüğü diğer politikalar, uluslararası sisteme dair kalıp yargıların, varsayımların yıkılmasına sebep oldu.

Trump'ın Latin Amerika'ya dönük Monroe Doktrini'ni güncellemesi tavrı ile senkronize bir şekilde Danimarka'dan Grönland'ı istemesi, Kanada'nın "51. eyalet" olarak ABD'ye dahil edilmesi söylemi, İran'a yönelik saldırı tehditleri, küresel sisteme dair "Güç siyaseti geri mi dönüyor" sorusunu sorduruyor.

Neredeyse yapılan tüm analizlerde, dünya sisteminin norm merkezli yapısının yıkıldığı ve gücün merkezde olduğu yeni dönem kehanetleri dile getiriliyor.

Bunun belki en açık ifadesi, Kanada Başbakanı Mark Carney'in Davos'ta yaptığı konuşmadaki itiraflarda gözle görülür oldu.

Carney'in Trump'ın Kanada'ya yönelik tehditlerine karşı sözleri, yıkıldığı söylenen uluslararası sistemin aslında hiç var olmadığının ya da tamamen bir tiyatrodan ibaret olduğunun bir itirafıydı.

Davos'taki zirvede Carney, "Kurallara dayalı düzen hikayesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine göre farklı bir titizlikle uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı 'nimetler' vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumu büyük ölçüde görmezden geldik. Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçişin değil, bir kopuşun ortasındayız." sözleriyle küresel sisteme yönelik eleştirilerini dile getirdi.

Batı içindeki entelektüel, sanatçı ve birtakım "muhalif" politik figürlerden küresel sisteme dönük eleştiri duymaya alışkınız.

Ancak cari sistemin içinde yer alan bir devlet başkanının bu kadar açık bir dille yaptığı bu eleştiri, hiç şüphesiz, şaşırtıcı geliyor.

Şaşırtıcı olan Carney'in yaptığı tespitler değil. Zira "öteki" dünya, Batı'nın bu yüzünü yaşayarak çok fazla tecrübe etti. İliğiyle, kemiğiyle hissetti.

Düzenin vazedilen kuralları bizim için ya hiç işlemedi ya da hep aleyhimize işledi. Sahte hikaye, bir tiyatro oyunu olarak gözlerimizin önünde defalarca sahnelendi.

İtirafta bahsedilen dezavantajlı kimliğe sahip "sanık" ve "mağdur" bizleriz. Dolayısıyla tespitlerin bizim için şaşırılacak bir yanı yok.

Bununla birlikte, Carney'in itiraf içindeki itirafı, meselenin şaşırtıcı yanını ortadan kaldırıyor. Kanada Başbakanı, Amerikan hegemonyasının nimetlerinin onlar için külfete dönüştüğünü de ortaya koyarak itirafını "anlaşılabilir" kılıyor.