Kitle psikolojisi

Siyasal kimlik tercihleri ile siyasi faaliyet ve aidiyet biçimleri kitlelerin psikolojik eğilimlerine ve karakterlerine dair önemli ipuçları verebilir. Siyasal toplulukları anlamaya çalışırken dikkatle incelenmesi gereken hususlardan biri liderler ile kitleler arasında kurulan ilişkinin mahiyetidir.

Bir liderden ne beklendiği, ona hangi rollerin yüklendiği, ne ölçüde bağlılık gösterildiği ve bu bağlılığın hangi duygusal yoğunluklara sahip olduğu hem lider hem de ona bağlılık gösterenlerin duygu durumu hakkında fikir verir.

Türkiye özelinde düşünüldüğünde bu konunun oldukça verimli bir inceleme alanı sunduğunu söyleyebiliriz. Elbette tek parti dönemini, çok partili dönemin kültürü ile değerlendirmek mümkün değil. Çünkü seçim sistemi olmadığından bugün aşina olduğumuz anlamda siyasal rekabet, seçim kampanyaları ve kitlesel siyasi faaliyetler söz konusu değildi. Ancak, çok partili hayata geçildikten sonra bir kimlik beyanı olarak kendisini "Kemalist" veya "Atatürkçü" şeklinde tanımlayan kesim de aynı kıstaslara tabi tutulabilir.

Mesela üzerine düşünmek gerekir: Adnan Menderes yaşadığı dönemde takipçileri tarafından nasıl algılanıyordu Onunla nasıl bir ilişki kuruluyordu İdam edilmesinin ardından bu ilişkinin duygusal yoğunluğu nasıl arttı Menderes'in şahsı hangi özlemlerin, hangi kırgınlıkların ve hangi umutların sembolü haline geldi

Benzer sorular Turgut Özal için de sorulabilir. Özal'ın temsil ettiği değişim fikri, onu destekleyen kitlelerde nasıl bir karşılık buluyordu

Alparslan Türkeş'in ülkücü hareket üzerindeki karizmasının niteliği neydi Türkeş yalnızca siyasi bir lider miydi, yoksa takipçileri açısından daha farklı anlamlar da mı taşıyordu

Bülent Ecevit'in 1970'lerde sahip olduğu imaj ile 2000'lerdeki algısı arasında nasıl bir fark vardı "Karaoğlan" figürü zaman içinde nasıl dönüştü

Bu bağlamda en ilginç örneklerden biri belki de Süleyman Demirel'dir. Aktif siyaset döneminde kendisine nasıl bakıldığını bugünden tam olarak tahayyül etmek kolay değil. Ancak bugünden görülebildiği kadarıyla, milliyetçi-muhafazakar kesim açısından Demirel hiçbir zaman Menderes, Özal, Erbakan veya Erdoğan etrafında oluşan türden güçlü bir duygusal aidiyetin odağı olamadı. Demirel'in siyasetteki hacmi ile takipçilerinin anlam dünyası arasında ciddi bir farklılık olduğu söylenebilir.

Daha yakın dönem siyasal aktörlerine baktığımızda Devlet Bahçeli'nin, milliyetçi seçmenle Türkeş'inkine benzer bir ilişki kurabildiğini söyleyebiliriz. Buna karşılık merkez solda Ecevit dışında seçmenle güçlü ve kalıcı bir duygusal bağ kurabilmiş lider göremiyoruz.

Erdal İnönü kendi kitlesi içerisinde sempati uyandıran bir figürdü fakat güçlü bir lider karizmasına sahip değildi. Deniz Baykal'ın ulusalcı seçmenle kurduğu bağ güçlü olmakla birlikte bu bağın soğuk ideolojik yanı daha baskındı.

Kemal Kılıçdaroğlu örneği ise bu açıdan ayrıca incelenmeyi hak ediyor. Kılıçdaroğlu genel başkanlığının başında ve sonunda arkasına bir rüzgar alabildi. Fakat o rüzgarlar hiçbir zaman yelkenleri şişiremedi. 13 yıllık genel başkanlık döneminin ortadaki uzun bölümü büyük ölçüde sönük geçti.

İlk yıllardaki "Gandhi Kemal" efsanesi uzun sürmedi. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaşılırken bu kez "Piro" sıfatıyla ahlaklı, bilge ve kuşatıcı lider imajı oluşturulmaya çalışıldı. Bu imaj inşa süreci ile seçim yenilgisi sonrasında yaşananlar, belki de Türkiye siyasi tarihinin en ibret verici tecrübelerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kılıçdaroğlu kendi kitlesi nezdinde bile hiçbir zaman çok güçlü bir lider olmadı. Ancak kitlesi onun "en azından ahlaklı" olduğunu düşündü. Daha doğrusu, uzun süre devam eden bir siyasi iletişim ve propaganda faaliyetinin sonucunda böyle bir algı oluşturuldu. Genel başkanlığının son yıllarında "siyaset dehası" ve "ahlak abidesi" olarak sunuldu. Hatta bu ahlaki üstünlük iddiası, cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarında önemli bir aparat olarak kullanıldı.