İlluminati'nin iflası

Türkiye'nin siyasal hayatındaki tarihsel bunalımın merkezinde yer devlet-toplum ilişkisinin yeniden kurulmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ontolojik çatışmaya dayalı olması hasebiyle bunalıma yol açan bu ilişkinin rehabilitasyonu aynı pencerede birçok farklı sekmenin açılmasını gerekli kılıyor.

Meselenin mühim veçhelerinden biri de, hiç şüphesiz, eskiden "aydın sorunu" olarak adlandırılan günümüzde ise kendilerini "muhalif kamuoyu"nun mümessili vehmeden "entelektüeller" problemidir.

Aydın ve entelektüellerin toplumsal olaylar ve siyasal süreçlerdeki rolünü konuşmadan önce "aydın" ve "entelektüel" kavramlarının ne anlama geldiğini hatırlamak, meselenin sağlıklı değerlendirilmesi bakımından faydalı olacaktır.

Kısaca değinmek gerekirse, aynı zamanda karanlığın karşıtı olması dolayısıyla Türkçe'de yaygınlaşmış kullanımının aksine aydın (münevver), basit bir "açık fikirlilik" olumlaması anlamı taşımıyor. "Ortaçağ karanlığı" miti neticesinde kavramsallaşan Aydınlanma (Enlightenment) düşüncesi ile doğrudan bağlantısı düşünüldüğünde, ıstılahî anlamıyla "aydın", toplumu yönlendirmesi gereken eğitilmiş kimsedir.

Bizde de olduğu gibi, Batı-dışı toplumlarda konunun "mesele" haline gelmesinin sebebi, tam olarak bu misyondur. Ekseriyetle devletle bütünleşmiş ve Aydınlanma düşüncesiyle kendi toplumunun değerlerine yabancılaşmış seçkin sınıfın toplumla yaşadığı çatışma, soruna sebep olmuştur. Bu aydın tipolojisi düşünce dünyasında sıkça eleştirilmiştir.

Ayrıca vurgulamak gerekir ki, aydın kesimin toplumla sorun yaşamayı göze alabilmesinde şaşıracak bir şey yoktur. Çünkü devlete ya da resmi ideolojinin zinde güçlerine yaslanmanın oluşturduğu konfor alanında yaşamını sürdürür.

Modernleşme süreçlerinde bu sorunun yoğun olarak yaşandığı coğrafyalar sıralamasında Türkiye'nin listenin başında geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak Türkiye'nin son çeyrek asırda yaşadığı dönüşüm sonucunda bu aydın tipolojisinin toplumsal olaylar ve siyasal süreçlerdeki etki alanı hayli daraldı.