İlerleme düşüncesi belki de doğduğu zamanlardan bu yana eleştiriye tabi tutuluyor. Progresif inanış bir mit olarak nitelendirileli bir hayli zaman olmuştur. Buna bir başlangıç noktası tayin etmeye lüzum yok ancak bilhassa Miladi 20. asrın ikinci yarısında Aydınlanma eleştirilerinin popülaritesiyle eşzamanlı olarak bu nevi eğilimlerin peak yaptığını tespit etmek işten değil.
Aydınlanmanın çizgisel ilerleme düşüncesine karşı zikzaklı yahut döngüsel çember izahları daha fazla alıcı buluyor görünüyordu.
Türkiye'de de bir şekilde neşvünema bulan ilerlemeci aydınlanma düşüncesi karşıtı post-modernlik iddiasındaki kritikler bünyesinde her zaman bir paradoksu taşımıştır. Bu paradoksu "ilerleme düşüncesinin geride kaldığı varsayımı" diye tanımlayabiliriz.
Avrupa-merkezli aydınlanma düşüncesine eleştirel yaklaşım sahipleri ilerleme fikrini modern dönemin arkaik bir arızası olarak görür. Buna göre bir dönem tarih, toplum, dünya vs. ilerlemeci bir yaklaşımla okunmuşsa da daha sonra bu aşılmıştır. Eleştirel yaklaşım kendi tespit ve kritiklerini genele teşmil etme hatasına düşmüş oldu.
Esas hata bu değildi. Esas hata ilerleme fikrini eleştirirken ilerleme inancıyla hareket etmiş olmaktı. Zira düşüncenin tarihi gelişiminin lineer bir süreç izleyeceği kanaati bilincin bir yerlerinde dünyayı progresif anlamda idrak etmiş olmaktan başka bir sebepten kaynaklanmıyordu.
İçinde bulunduğumuz zaman diliminin kendisi, farkında olmadan ilerlemeci bir akılla klasik modernitenin öldüğüne veya zayıfladığına inananları haksız çıkarıyor.

4