Türkiye'nin çeyrek yüzyıldır yaşadığı değişim süreci yeni bir sosyal ve siyasal yapı meydana getirdi. Yeni yapının tamamlandığını, son halini aldığını söylemek mümkün değil. Hatta henüz temel atma aşamasında olduğumuz bile söylenebilir.
Bu değişimin en önemli tarafı daha önce problemli bir temel üzerine inşa edilmiş devlet-toplum ilişkisinin yeniden kurulmasıdır. Devletin ve toplumun birbirine karşıt kimliklere sahip olmasından kaynaklanan çatışma hali diğer tüm alanlara nüfuz etti.
Türkiye tarihi askeri ve bürokratik vesayetin gölgesinde icra edilen siyasetle şekillendi. Vesayete karşı girişilen mücadele sancılı oldu ancak nihayetinde bu vesayetin maddi unsurları tasfiye edildi.
Vesayet unsurları ile ortak kimliğe sahip ideolojik kesimler açısından yeni sosyal siyasal zemin boğucu bir iklim anlamına geliyordu. Zira yıllarca vazedilen ezberler ve kalıplaşmış izahlar karikatürize bir hal alarak alay konusu oldu. Üstelik bu kesimler ayrıcalıklı ve avantajlı konumlarını büyük ölçüde kaybettiler.
Bugün toplum, bu negatif mirasın üzerine kendini yeniden kurduğu bir süreçten geçiyor. Bunu, bir insanın yetişme sürecine benzer biçimde, zamanın akışı içinde tecrübeler edinerek gerçekleştiriyor.
Bu süreçte eski yapının değerlerini benimseyen bir kesim her gelişmeyi ve konjonktürel durumu fırsat bilerek siyasal mülahazalarla bu süreci mahkûm etmeyi amaçlıyor.
Bunun en bariz örneği Suriye halkının Baas rejimine karşı direnişinin zor dönemlerinde Türkiye'nin dış politikasına dönük eleştiri görünümündeki saldırılardı. Suriye'de devrimin gerçekleşmesi bu saldırıların haksız olduğunu ortaya çıkardı fakat düşmanca ideolojik konumlanmada bir değişim olmadı.

9